18 Şubat 2011 Cuma

OLGUNLARIN TERCİH SEBEBİ ÇITIRLARIN DIRDIRI OLABİLİR Mİ?

Bugün bir gazetede yapılan bir araştırma çok ilgimi çekti. Gazeteci Merve Özaytekin, kendisinden 24 yaş küçük sevgilisiyle mutluluk sarhoşluğu yaşayan Manolya Onur ve yine kendisinden 12 yaş küçük sevgilisiyle yıllardır büyük aşk yaşayan Çiğdem Kayalı'nın ilişkilerini, evlilik ve ilişki terapisti Selin Karacehennem ve Profesör Dr. Kerem Doksat ile yaptığı röportajlarla masaya yatırmış. Açıkçası yıllardır ben de, bu konuyu o kadar çok masaya yatırmıştım ki, inanamazsınız. Hatta defalarca yakın kız arkadaşlarımla da aramızda bu konuyu konuştuk. Ne mi bulduk? Başlıkta da belirttiğim gibi, bazen "olgun kadınlarn tercih edilme sebebinin, erkeklerin yaşıtı olan çıtır kadınların dırdırlarından, kıskançlıklarından, özgüvensizliklerinden, erkek tarafına bir türlü güvenmeyen tavırlarından bıkıp usanması da olabilir" diye düşündüğüm oluyor.


Aşkın yaşı var mıdır? Bence aşkın yaşı, yaş sınırı yoktur. Aşk, bana göre nerede yakalayacağı asla belli olmayan "amansız", ama bir o kadar da "heyecan veren" bir mutluluk hastalığıdır. İşte bu hastalığın, sonunda sizden neler gider, ya da neler gelir size o bilinmiyor. Peki şimdi sizlere soruyorum, olgun bir adamla birlikte olup, sonrasında o olgun adamın antropozvari bir ruh haline girip, sizden daha genç bir kadınla, hatta bazen çocuğu yaşındaki genç bir kızla olması mıdır normal olan?
Bu işin baştan sona "kimya meselesi" olduğu bir gerçek. Kimin başına hayatı boyunca ne geleceği asla belli olmuyor! Hayatta her şey biz insanlar içindir. Şimdi, "Hangi kadın 'aman da aman, nerede bir çıtır var, bulsam da onunla aşk yaşasam' diyordur ki?" diyemeyeceğim. Ama maalesef, böyle kadınlar olduğunu da gördüm ben. Benim şu andaki sözlerim, tesadüfi bir şekilde hayatına genç bir adam giren kadınlara. Hiç hesapsız, plansız ve programsız. Genç bir erkekle olan olgun kadın üzülmeyecek mi? Elbette üzüleceği varsa kaderinde, üzülecektir.
Aldatılma riski derseniz, ne fark edecek sanki? Yaşıtı bir erkekle olunca asla aldatılma ihtimali yok mudur?
Aldatmak, ruhuna işlemişse erkekler her yaşta zaten aldatır. Genç erkeklerin, kendinden yaşça daha büyük kadınlara eğilimleri olduğu bir gerçek. Sebep birçok şey olabilir; tecrübe, hayata dair her şeyi rahatça konuşabilmek, kıskançlık krizlerinin sıfıra inmiş olma ihtimali (ki bu erkeği zaman zaman bence daha da cezp ediyor, çünkü alışık olunan bir durum değildir pek), olgun kadının ayakları yere basan hali, hayata dik duruşu. Peki olgun kadın genç erkekte ne buluyor olabilir? Buna da şöyle yorum getirdim kendimce: "Bu genç adamlar da çocuk değiller, demek ki abilerinden daha da "adam gibi" davranabilmeyi, bir kadını nasıl hoş tutmaları gerektiğini biliyorlar ki, seçilmişler" diye geçiriyorum aklımdan. Her şeyden evvel, 30'lu yaşları devirmeye başladığı andan itibaren, her kadın zaten artık hayattan ne beklediğini daha net belirlemiştir, ne istiyor aşk hayatı için, iş hayatı için, her şey beyninde oturmuştur. Kadın olmanın ne denli özel olduğunun bilincine varmıştır. Bakımına daha da fazla özen gösterir, ne zaman feminen, ne zaman masum olacağının bilincindedir. Ee, zaten hayat ona, bu yaşa gelene kadar muhakkak birçok tecrübe kazandırmıştır, acısı ve tatlısıyla.
Hani derler ya, birlikte yaşayınca "kaybetme korkusu vardır hep", ama bu iş evlilikle "son bulunca", ne yazık ki tapulu mala döner biraz iş... İşte bu da böyle bir şey, olgun ve güzel bir kadınla birlikte olan genç adam da bence eğer aşık olursa, kaybetme korkusu olacaktır. Çünkü bilir ki; birlikteliği süresince tanımış olduğu bu olgun, özgür ve emin kadının tepesi atarsa gider ve dönmez! Aslında bir o kadar da karşılıklı bir durumdur bu. Olgun kadın da kendinden daha genç olan bu erkeği zaman zaman kıskanacaktır. Hoş, yaşıtı bir adamla da birlikte olsa, belki onu da kıskanacaktı. Neticede iş özgüvende bitiyor aslında. Eğer ki, "Gün bugündür, gelecek yıllarda neler olur, ben şu andaki yaşadığım mutluluğa bakıyorum" diyebiliyorsa insan, işte o zaman sorun olacağını sanmıyorum. Dedim ya, ancak gün bugündür diyebiliyorsanız eğer.
Çünkü ister kadın büyük olsun, ister adam büyük olsun, eğer bu fark astronomik sınırlarda ise, yıllar sonra bir yerden patlak vereceği kanısındayım. Bu bir prototip midir? Evet, olmalıdır, "Keşke aşkın sınırlarını koyabilseydik" diyesim geliyor. Eğer huzuru bulduysa, kendini özel hissediyorsa, saygı ile bütünleşmişse bu aşk ve bir de bunların yanında, içinde daima yaşattığı bir çocuk varsa ve bu içindeki deli çocuk zaman zaman çok eğleniyorsa, keyif varsa yaşadığı ortamda; o zaman "Aşka boynumuz kıldan ince" demek düşüyor sanki bize. Bana göre; "Kal, gittiğin yerde mutlu ol." Kişi eğer önce kendisine, sonra ailesine vereceği hesap konusunda rahatsa, mutluysa, gerisi kimseyi alakadar etmez. Herkes, nasıl istiyorsa öyle mutlu olsun. Ama, her şeyin bir bedeli olduğunu da asla unutmasın.


Sağlığınız ve huzurunuz yerinde, sevdikleriniz dibinizde, paranız daima cebinizde olsun!




17 Şubat 2011 Perşembe

YARALI AMA GÜÇLÜ KADINA AŞIK OLAN ADAM!!!....







Daha evvel yazdığım yazım;”Yaralı ama güçlü kadınlar” adı altındaydı. Fakat,internet sayfamıza gelen ilginç bir okuyucu yorumu bana bir kere de olaya başka gözle bakmam gerektiğini hatırlattı.Bu gelen yorumda;”Sevgili Peri:)); yaralı ama güçlü kadına aşık olan bir erkek ne yapmalı?”diye yazıyordu.


Gerçekten de yazılarımı okuyanlar gayet iyi bilirler ki ben genellikle kadının gözünden,kaleme alırım hep yazılarımı.Erkeğin gözünden kaleme almış olduğum sadece bir adet yazım bulunmaktadır.

Onu da daha evvel facebook sayfamda paylaşmış bulunup,başıma gelmeyen kalmamıştı.Bilenler bilirler….

Bir başka sefer sanırım o yazımı da okumayanlar için koyacağım sitemize.

Şimdi gelelim asıl konumuza; bir kadın var hayatı zorluklar içinde, zamanında aşk nedir gayet iyi bilmiş, tanımış, içine sindire sindire yaşamış olan.

Bu kadın öyle bir kadın ki üzerine ki sorumluluklar artık zaman zaman omuzlarını acıtacak kadar ağır geliyor ona….

Ama her yaşadığından genede mutlu olabilecek bir pay çıkartabilmiş,hayatla barışmış,acıyı özümsemiş,dertlerin en büyüğünün sağlık sorunu ya da ölüm olduğunun bilincine varmış bir kadın var….

Bir de bu kadına aşık bir adam mı var?.....

Bu adamın yapması gereken en önemli şey elbette ki,bu yaralı ama güçlü kadının özüne inebilmek,onu sindirmek olacaktır içine.Yaşantısını,sorumluluklarını,acısını,kederini,gözyaşlarını gerekirse silebilmektir.Bunlarla başlar güven köprüleri kurulmaya bence ilişkide…


Kendimi Güzin abla gibi hissettiğim bu yazımda gerçekten de sanki tek bir okuyucuma seslenir gibi hissediyor olsam da, muhakkak bu gibi başka kişilere de kılavuz olabiliyorumdur diye düşünüyorum.


her şeyden önemlisi, zordur taşıyabilmek "güçlü kadını" aslında.


Çünkü güçlü kadın bir çok ortamda genellikle hakimdir konuya, atmosferi aydınlatır enerjisiyle…


Her erkek bunu kaldıramayabilir,bana göre kendinden son derece emin bir adam ise böyle bir kadını ancak taşıyabilir. Çünkü,rahatsızlık duyan erkek aslında kendi olmak istediğinin ama olamadığının dişi halini karşısında görüyor olmaya tahammül edememektedir.


İşte bu noktada,çevremdende gördüğüm tecrübelere dayanarak şunu söyleyebilirim ki,o tarz erkekler genellikle aşıkta olsa o güçlü kadına,yaralı oluşunu da hiçe sayarak devamlı suretle ezme çabasına girerler.Arkadaş topluluğunda,ev içinde veya kısaca her yerde diyebiliriz.


Çünkü amaç;kadını komplekse sokmaktır.Hazmedemezler bir kadının ondan bile daha dik durabilmesini,ayakları üzerinde durup sendelese bile düşmemesini,olur ya düşse bile yeniden ayağa kalkabilmesini!...


Kimi erkek başarılı olur bu konuda,çünkü o’ güçlü kadın belki de ayakları yerden kesilmiş o’ aşık adama,onun ona aşık olduğundan daha da fazla aşıktır….


Kadın erkeğini bir geyşa misali dinler hep,saygı duyar fikirlerine çünkü..


Ve işte o zaman;o güçlü kadın maalesef o’ olmaktan çıkar!....


Benliğini,kimliğini kaybetmekte olduğu anlara girer…..


Her birey ister kadın,ister erkek adı üzerinde birer bireydir.


Ayrı aile,ayrı yetiştirilme tarzı,ayrı kültür,hayatla ayrı başa çıkabilme yeteneği olunca,nasıl olur da müsaade edilsin kimlik kaybına!neden???...


Peki ya kaybedilecebilecekler?


Kariyer?iş ortamı?arkadaşlar?öne gelen imkanlar?.....................






YARALI AMA GÜÇLÜ KADINLAR

Bugün bir kız arkadaşım bana;Peri aşık olmak istiyorum dedi..Aday var mı dediğimde; var ama korkuyorum dedi…Gene aynı şeyleri yaşamaktan korkuyorum dedi.Ben de ona cevabımı buradan yapacağımı söyledim. O’ şimdi sabah sayfasını açtığında bu yazıyı bulacak….



YARALI AMA GÜÇLÜ KADINLAR!...


İşte ne güzel bir histir o güçlü olmak, olabilmek. Her türlü sıkıntıyla bir başına mücadele edebilmek. Kimseye müdana etmeden, savaşıp durmak bu hayatın çıkarttığı her türlü sınavdan devamlı 10 alabilmek için çırpınmak…


Karşıdan ne denli sağlam görünürüz biz güçlü kadınlar, yıkılmaz bir duvar misali. Hiç gözyaşı dökmezmiş, kimse onu üzemezmiş, bu da geçer edasıyla…


Suyun yolunu elbet bulacağını bekleyerek dimdik durur güçlü kadınlar!.


Durur durur da akşam olup evine gelip başını yastığına koyduğu anlarda başlar muhakemesi; savaşıyla,duruşuyla,kayıplarıyla,kazandıklarıyla baş başa kalır işte o anda.


Kimi sevmiş aldanmış,kimi belki kıymet bilememişti,Kimi yıllarını vermiş ama şimdi bir başına kalmıştır.Kimi belki de ne umutlarıyla başladığı aşkına hüsranla baka kalmıştır bu kadınların.Ama yine güçlü dururlar fakat bu kez; “YARALI VE GÜÇLÜ KADINLAR” dır onlar.


Korkarlar içten içe ama asla çaktırmamaya çalışırlar. Çünkü eğer fark edilirse duruşlarından taviz verilir ve kayıpları başlar diye düşünürler belki de…


Aşık olmaktan korkar en çok bu kadınlar..Yine yine yeniden aynı şeyleri yaşamak korkutur onları.O’ dimdik duran bedenlerinin içindeki çocuk kalmıştır ellerinde hayata tutunabilmek için.Ama o’ çocuk hassastır,yaralıdır çok……


Bir de öyle tuhaf bir şeydir ki aşk..İnsanın adrenalin düzeyini arttırınca ikiye ayrılır sanki beden.Bir yanı serbest bırakmak niyetindedir duygularını,bir yanı da derki; dur!!!geçmişte yaşadıklarını sakın unutma!Ya gene aynılarını yaşarsan? Der.


Ama, bilinen bir şey de vardır ki, bu korkuyla yaşanmaz sevgili arkadaşım:)


Hayatın 3 günden ibaret olduğunu, kontratımızın da olmadığını da düşünürsek yürek sesine de kulak vermeliyiz biz YARALI AMA GÜÇLÜ KADINLAR…


Üzülürsem korkusuyla yaşanmaz! Unutmamalısın ki yaralı da olsak birer birer hepimiz hep güçlüyüz.Ayrıca o yaralar da bizi ayakta tutuyor zaten bunu sakın unutma arkadaşım..


Aşk var mıdır yok mudur bu konuda ki fikirlerimi ayrıca ara ara zaten paylaşıyorum yazılarımda.


Fakat yılların sana açtığı yaralarına pomat olacak bir adamsa bu adam eğer, al hayatına derim ben:)


Unutma;biz ne savaşlar gördük bunlar bize tatbikat…:)


Ha baktık gene darbe gene darbe; o zaman sen,SENSİZLİKLE CEZALANDIRIRSIN o’ adamı olur biter.Yine ayağa kalkıp,dimdik yola devam edersin bundan eminim ben….Çünkü bizler güçlü kadınlarız!!!!....


11 Şubat 2011 Cuma

ÇÜRÜK ELMA YARIM ELMA! AMAN GÖNÜL ALMA!...

ÇÜRÜK ELMA! YARIM ELMA! AMAN GÖNÜL ALMA!



Kadınlar için ağaçtaki elma gibidir derler. Doğrudur. En iyileri en üst dallarda bulunur.


Erkeklerin çoğu düşüp incinmekten korktukları için, üst dallara uzanmak istemezler. Onun yerine yere düşmüş çürükleri toplarlar, çünkü onları elde etmek daha kolaydır. Yukarıdaki elmalar ise kendilerinde ararlar suçu ve sorarlar kendilerine “Nerede hata yapıyorum” diye. Uzun seneler evvel bana birisi bunu söylemişti. Ne kadar da doğru bir tez olduğuna yaşım ilerledikçe çok daha emin oldum aslında. Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşımın facebook statüsünde yine bu anlamlı ve doğru kelimeleri okuduğum zaman, "kesinlikle son yazım için feyz aldığımı" söyledim.
Biz kadınların kendi kendimize sorduğumuz binlerce soru vardır hayatımız boyunca. En çok soruyu da kesinlikle, tercihini bizden yana kullanmaktan vazgeçen sevgilimizin, eşimizin ardından sorarız. Ya da bakarız etrafımıza, nerede ruhunda hin duygular barındıran, eli işte gözü oynaşta ve bir o kadar da basit görünüme sahip kadın var. İşte yanında bir bakarsınız ki ona deli gibi aşık olan, cemiyet hayatında saygı duyulan, efendi, hatta bazen yakışıklı, sevgi dolu, tutkulu bir adam var. Adam ne geçmişine bakar bu kadının, ne onunla birlikteyken yediği haltlara. Alır onu, bir prenses haline getiriverir. Hatta ben, çevremde bile o kadar çok rastladım ki böylelerine, selam vermediğiniz kadınlarla gün gelir aynı masada yemek yemek zorunda kaldığınızı bile görürsünüz. Çünkü o kadın artık sizin çevrenizden biri haline gelmiştir.
Neyse aslında bu apayrı bir hikaye. Böyle külkedisi masallarıyla değil benim işim. Elbet herkes seçiminde özgürdür, mutlu olsun kim kiminle olmak istiyorsa. Ama kimi kadınlar vardır, ayakları dimdik basan, güçlü, hayata karşı sapasağlam yürüyebilen. İşte o kadınlar genellikle ağaçların tepelerinde yer alan elmalardandır. Yani ulaşılması zor olanlarıdır. Erkekler ki, "Armut piş ağzıma düş" misali hayatı sevdiklerinden olsa gerek, yukarıdaki elmaları tercih etmezler genellikle. Çünkü hazır düşmüş olanları vardır zaten önlerinde. İşte bu sebeple hep yukarıdaki elmalar soruyoruz "Neden?" diye, suç arıyoruz daima kendimizde. Hatta eminim "Benim neyim eksik " diye soranımız bile vardır. İşte tüm kadınlar aslında bu yazıyı alıp buzdolabına mı asar, kapısına mı asar bilemem ama, mümkünse ezberlesin, içine sindirsin iyice.
Yukarıdaki elmaların hiçbir zaman suçu ya da hatası yoktur. Tek "şansları" yukarıda olmalarıdır aslında. Çünkü mücadeleyi sevmeyen adam, zaten yukarıdaki bir elmayı mutlu edemez ki. Yukarıdaki elmalar ağırdır, taşıyabilmek yürek ister. Bunun bilincine varmış bir kadın, zaten hayatının sonuna kadar yukarıdaki elmalara uzanan erkeğin neden onu değil de yere düşmüş çürükleri aldığının muhakemesini yapmayacaktır beyninde. Çünkü o kadın zaten her şeyi çözmüş olup, seçilmeyi bekleyip, karaları bağlamak yerine hep seçen olarak yaşayacaktır.