İzmir'in gözbebeğidir Çeşme. Her İzmir'li %90 Çeşme'de geçirir yaz tatilini. Hatta kışın bile taşınanlar var artık.
Bütün yaz Çeşme'de nelere şahit oluyoruz..Kimleri kimleri ne vaziyetlerde, hatta kimlerle gördüğümüz oluyor. Ekranlarda parlayan yıldızları,boya küpü şarkıcıların,mankenlerin bile "bebek" görünümünden sonra sabah gün aydınlanıncaya dek açık olan meshur mekanlardan Insıde'da,makyajı akınca "şebek" hallerine bile denk geliriz.Ertesi gün kritikize ederiz yalan yok! çünkü biz İzmir'liyiz:)))
Bizlerin avantajı mekanı biliyor oluşumuz ve gün aydınlanınca şebek olma korkusu sebebiyle,önceden az makyajlı mekana gidişimizdir aslında:==)))Bir de sevmez İzmir çok makyajı,estetiği,botoxu..Ya da benim çevrem öyle en azından şimdilik..
İstanbul'dan da çok gelen olur Ankara'dan da,Bursa'dan da... Gelen bir daha gelir emin olun.
Neyse uzatmadan esas konuma döneyim ben. Koca kış hepimiz "EZEL" ile hop oturduk hop kalktık değil mi kardeşşş???....:)
Benim favorim elbette "dayı" ve "Kerpeten" olsa da "miroğlu!nu" hiç izlememiş olsamda Kenan İmirzalioğlu'na oyunculuk açısından EZEL'de sempati duymaya başlamış olduğumu açık yürekle ifade etmem lazım.
Ancak nerede o dizideki ağır abi? ....nerede o Çeşme'nin büyük bomba mekanı muhteşem Marrakech'de veya başka yerlerde geceleri gördüğüm Kenan? Aklım almadı gitti. Anlıyorum elbette.Demiyorum adama al eline silahını al,Şebnem'le dolaş demiyoruz ona. Ama sevdi seni bu Ülke,Aldı oturttu tepeye..Senin biraz daha ulaşılmaz olman gerekmiyormuydu dedim içimden? Bizim EZEL,elinde bir "çakmak" her kadına çakmakla yaklaşıyor gece boyu..Bakın cidden abartmıyorum!..Kızlarımız,kadınlarımızın da maşallahı var elbette..Adeta sülük gibiler adama. Ama zor bişey de değil zaten ona yaklaşmak,konuşmak falan filan.. Alın elinize bir sigara muhakak bir yerden çakmağıyla Kenan çıkabilir:)) Hatta dün gece bir yakın arkadaşımla bunun geyiğini yapıyorduk ve dedimki; acaba cebinde kaç adet yedek çakmak taşıyordur..Tokai çakar çakmak sponsor olmasın buna dedim:)))
İşte bütün mesele de bu zaten keşke çıkmasa bir yerlerden de insanlar uzaktan baksa,incelese,incelemeye fırsatı kalsa:))Ama mümkün değil.Bizim ezel,feci hızlı yetişmenize imkan yok her köşeden çakmakla çıkabilir:))
Kesinlikle adamı b..klamak istemiyorum. Elbette yakışıklı,lafım yok! Ancak dilerdim ki daha ağır olsun ve diyelim ki ne karizma be woww!...Biraz hayal kırıklığı oldu tabi ben ve benim gibi düşünen başka kız/erkek arkadaşlarımda. Okusa yazıyı adam beni kesecek belki ama bu da benim fikrim.Tutamıyorum çenemi yapcak bişey yok:)Her erkek kızlara yazabilir,çizebilir,kendissi yassdıııı kendissiii bozduuu misali:) ama onun daha ağır olmasını beklemiştim yıkıldım hafif...
Onun gibi biri daha var bu yaz tanıştığım,aynı ortamda bulunduğum,ortak arkadaşlarımız olan. Oda "yaprak dökümünde" oynayan Levent yani adamın adı Nihat..Soyadını bilmiyorum pardon:(
Gerçi Kenan'nın en azından gariban birkaç çakmağı var,Nihat konuyu iyice abartmış vaziyette...Gerçekten de dizide bayıldığım bir aktördü yalan yok!...ESAS HAYAL KIRIKLIĞIM O'DUR:((
Arkadaş!..Kör ,topal,zayıf,cüce,şişman hiç mi farketmez? Sen niye ağır olamıyorsun??? kendi gidiyor konuşuyor,barda elinden tutuyor kızları (bir kız arkadaşıma da yaptı)konuşmak istiyor falan.."Yuhhh babacım naptın sen yahuu" diyesim geliyor...Her kuşun eti yener mi? yenmezzz!...Kuş isterse yakalanır ki zaten ayrıca...Bu kadar kolay olmasana yahuu...
Nihat için gerçekten büyük şok yaşamıştım,ama tanıyanlar bana"oooo amannn o hep öyle ki" diyince.Dedim ki "bu da ağır abi rolündeydi ve sen gene gerçek hayatla,dizi rolüne kapılmışssın kızım":)))
Bu arada Nihat'ın bizzat kendi suratına da bu yazdıklarımı aynen söylemediğimi sanmayın.. Aynı arkadaş ortamında olduğumuz bir gece buna benzer olaylara şahit olunca dayanamadım;"neyaptın sen yahu dedim? ne kadar ağırbaşlı sanmıştım seni,bırak sen kızlar yaklaşssın sana ağır olsana biraz" dedim..Bana biraz küstü ama ben onu insan olarak sevdim ve gerçekten iyiliği belki de objektif bakan biri olarak,hatta hatta iyi bir gözlemci olarak iyiliği için söylemiştim...
Bana ne diyceksiniz bunlardan belki de.... Ne bileyim işte gördüklerimi,gözlemlerimi paylaşmak istedim...İçimin sesini yazıya döktüm okuyan okusun,yorum yazan yazsın..hatta mailimi de verebilirim belki de küfür sallamak istersiniz kim bilir hayranları falan vardır sallamak isterler buyrun: irmmrl2009@gmail.com
Hepinize sevgiler ve şimdiden hayırlı Ramazanlar diliyorum...
Not: Sigara içmeyenler bile sakın Kenan yaksın diye başlamayasınız sigaraya:)))
Orada yazdım,burada yazdım.Seven oldu, kızan oldu belki yazdıklarıma;şimdi dedimki tamamen bana özel bir günlüğüm olsun ve canımın istediğini,beni sevindireni,beni üzeni,beni kızdıranı,beni heyecanlandıranı,beni aşık edebilen olursa onu,beni aldatan olursa onu vb. yazayım:))
10 Ağustos 2010 Salı
My Diary: FAVORİ 4 "SESSİZ KADIN"
My Diary: FAVORİ 4 "SESSİZ KADIN": "SESSİZ KADIN Erkek gidebilir bir uğultu, bir kuru gürültüyle belki de hayatlarımızdan. Ama sessiz giden kadının artık asla konuşacağı bir ş..."
3 Ağustos 2010 Salı
ERKEKLER OKUYUNNNN!ÖZELLİKLE SİZ!
"SATİRİASİS" (SİZE YUNANCA, HARİKA BİR ŞEY DEMİYORUM AMAN DİKKAT!!.....)
Geçenlerde internette birşey arıyordum ki ,gözüme kel alaka bir haber ilişti; Bu haber içeriği Türkiye'de de bilinen bir erkek şarkıcımızın ortaya çıkan bir hastalığıyla ilgiliydi. Bu adamcağız Allah'tan yol yakınken dönmüş ve yurtdışına giderek uzun süre tedavi görmüş "SATİRİASİS" denen bu illet hastalıktan kurtulmuş....
Bu hastalık, malesef adamın aklını alıyor desem daha doğru olur. Erkek,her objeyi kadın olarak görmeye başlıyormuş. Mesela;bir çay bardağının kıvrımlarının dahi bir kadının kıvrımlarını anımsattığını dile getiren hastalarla karşılaşılmış zaman içerisinde...
Erkek; günde 10 defa bile sevişmeyi isteyebilirmiş. Ancak öncelikle belirtmeliyim ki; Erkek cinselliği bilinmeyenlerle dolu olduğu gibi,sevişmeden zevk alan her erkek,veya "tek çiçekle bahar geçmez "edasıyla daldan dala atlayan erkekte bu hastalık yokmuş. Dünyada yapılan araştırmalar,tüm erkeklerin öncelikle bu durumlarıyla gurur duyduklarını belirlemişler. Ancak daha sonrasında; statü kaybı, aile kaybı, iş kaybı derken... intihara kadar giden vakalarla karşılaşılmış bu hastalık yüzünden. Çünkü, iradeyi,aklı,ahlakı ayaklar altına alarak kişiyi kadın peşinde koşan bir kurt şekline getirmekteymiş. Hayata bakış açıları genellikle karamsar olurmuş bu tür hastalığı olan erkeklerin. Devamlı bir acındırma ruh hali içerisinde olurlarmış. Bu tip erkek için; kadının güzelliği, çirkinliği, konumu, sohbeti gibi önemli detayların asla önemi olmazmış mühim olan eylem olurmuş. Farklı eşlerle cinsel etkinliklere girme dürtüsünü yenemediklerinden dolayı, bu iş bir bağımlılık haline gelmiş araştırmalar sonucunda. Genelde 25- 50 yaş arasındaki erkeklerde görülürmüş.
Kadından kadına koşan, günümüzde "playboy" tabir edilen erkeklerin, gerçekte çocukluktan başlayan çok önemli sorunları olduğunu düşündüm hep ben. Sadece ben değil, bir çok psikolog da bunu düşünüyor yaptığım araştırmaya göre. Halbuki ,skor peşinde koşarken bir yandan zafer kazandığını düşünen erkeklerin aslında ciddi ciddi altta yatan aşalık duygularını saklama çabalarını hissettim daima. Ne mutluyum ki internette de bunu onaylayan doktorlar buldum:)
Haklıymışımmmm yaşasın!...En önemli konu da bu hastalığa yakalanmış erkeklerin gelişmiş ülkelerde yaşayan, ama alt seviyeden gelmiş olan erkekler olduğu saptanmış. Ne garip ki psikiyatristler de playboyların içinde bilinçdışı homoseksüalite olduğunu, bu eğilimlere karşı savunma olarak zorlantı çizdiklerini düşünürlermiş genellikle.
Eeeee zaten sonunda olacağına bakın yani...Doyumsuzluk,tatminsizlik adamı herşey yapar valla!....
Bunun yanında sizler için araştırdım;
Satiriasis hastalığının başlıca nedenlerinden bazıları aşağıdakilermiş:
*Çocukluğunun sevgisiz veya düzensiz bir ortamda yaşanmış olması
*Ruhsal bozukluklar
*Kalıtım yani genetik faktörler
*Organik beyin hastalıkları vb...
EN ÖNEMLİSİ TEDAVİSİ VAR MIYMIŞ BU SATİRİASİS'İN??..
Çokkkk zormuş...Psikoterapi, ilaç tedavisi derken minimum 6 ay zaman alıyormuş... Eee bunu da ben eklemem lazım en önce; hasta, yürekten adam gibi adam olmayı istemelidir muhakkak.
Psikolog Doç. Dr. Cem Keçe;
"Eğer,kendimi seks yapmaktan alamıyorum, günün her saatinde fantazilerle geçirdiğim oluyor , işlerimi de artık aksatıyorum, arkadaşlık ilişkilerim de zarar gördü ve ben bundan suçluluk duymaya başladım. Sabah başka, öğlen başka kadınla oluyorum. Eve gidince de karımla birlikte oluyorum. Ailemle yada dostlarımla vakit geçirmek varken, hangi kadınla buluşsam diye düşünüp, plan yapıyorum"diyorsanız uzmana danışmanız gerekiyor demiş beyler!....
Bir de örnek vermiş;
"Hiperseksüalite terimi ilk olarak John F.Kennedy'nin ‘‘dört saat seks yapmadan duramam’’ sözüyle gündeme geldi. O dönemde böyle bir hastalık bilinmediği için ancak yıllar sonra tanısı konabilmiş. Kennedy, hiperseksüel bir erkekti. Kardeşi Edward Kennedy'nin seks bağımlılığı ise sevgilisiyle kaza yapınca ortaya çıkmış ve siyasi hayatı sona ermişti" diye.
Yani ne diyoruz?...atın ölümü arpadan olmasın bence dikkatli olmakta fayda var limitlere:)))
Sevgiyle kalın.....
Var sa sevgilinizle kalın, evliyseniz eşinizle kalın diyelim o halde....
Geçenlerde internette birşey arıyordum ki ,gözüme kel alaka bir haber ilişti; Bu haber içeriği Türkiye'de de bilinen bir erkek şarkıcımızın ortaya çıkan bir hastalığıyla ilgiliydi. Bu adamcağız Allah'tan yol yakınken dönmüş ve yurtdışına giderek uzun süre tedavi görmüş "SATİRİASİS" denen bu illet hastalıktan kurtulmuş....
Bu hastalık, malesef adamın aklını alıyor desem daha doğru olur. Erkek,her objeyi kadın olarak görmeye başlıyormuş. Mesela;bir çay bardağının kıvrımlarının dahi bir kadının kıvrımlarını anımsattığını dile getiren hastalarla karşılaşılmış zaman içerisinde...
Erkek; günde 10 defa bile sevişmeyi isteyebilirmiş. Ancak öncelikle belirtmeliyim ki; Erkek cinselliği bilinmeyenlerle dolu olduğu gibi,sevişmeden zevk alan her erkek,veya "tek çiçekle bahar geçmez "edasıyla daldan dala atlayan erkekte bu hastalık yokmuş. Dünyada yapılan araştırmalar,tüm erkeklerin öncelikle bu durumlarıyla gurur duyduklarını belirlemişler. Ancak daha sonrasında; statü kaybı, aile kaybı, iş kaybı derken... intihara kadar giden vakalarla karşılaşılmış bu hastalık yüzünden. Çünkü, iradeyi,aklı,ahlakı ayaklar altına alarak kişiyi kadın peşinde koşan bir kurt şekline getirmekteymiş. Hayata bakış açıları genellikle karamsar olurmuş bu tür hastalığı olan erkeklerin. Devamlı bir acındırma ruh hali içerisinde olurlarmış. Bu tip erkek için; kadının güzelliği, çirkinliği, konumu, sohbeti gibi önemli detayların asla önemi olmazmış mühim olan eylem olurmuş. Farklı eşlerle cinsel etkinliklere girme dürtüsünü yenemediklerinden dolayı, bu iş bir bağımlılık haline gelmiş araştırmalar sonucunda. Genelde 25- 50 yaş arasındaki erkeklerde görülürmüş.
Kadından kadına koşan, günümüzde "playboy" tabir edilen erkeklerin, gerçekte çocukluktan başlayan çok önemli sorunları olduğunu düşündüm hep ben. Sadece ben değil, bir çok psikolog da bunu düşünüyor yaptığım araştırmaya göre. Halbuki ,skor peşinde koşarken bir yandan zafer kazandığını düşünen erkeklerin aslında ciddi ciddi altta yatan aşalık duygularını saklama çabalarını hissettim daima. Ne mutluyum ki internette de bunu onaylayan doktorlar buldum:)
Haklıymışımmmm yaşasın!...En önemli konu da bu hastalığa yakalanmış erkeklerin gelişmiş ülkelerde yaşayan, ama alt seviyeden gelmiş olan erkekler olduğu saptanmış. Ne garip ki psikiyatristler de playboyların içinde bilinçdışı homoseksüalite olduğunu, bu eğilimlere karşı savunma olarak zorlantı çizdiklerini düşünürlermiş genellikle.
Eeeee zaten sonunda olacağına bakın yani...Doyumsuzluk,tatminsizlik adamı herşey yapar valla!....
Bunun yanında sizler için araştırdım;
Satiriasis hastalığının başlıca nedenlerinden bazıları aşağıdakilermiş:
*Çocukluğunun sevgisiz veya düzensiz bir ortamda yaşanmış olması
*Ruhsal bozukluklar
*Kalıtım yani genetik faktörler
*Organik beyin hastalıkları vb...
EN ÖNEMLİSİ TEDAVİSİ VAR MIYMIŞ BU SATİRİASİS'İN??..
Çokkkk zormuş...Psikoterapi, ilaç tedavisi derken minimum 6 ay zaman alıyormuş... Eee bunu da ben eklemem lazım en önce; hasta, yürekten adam gibi adam olmayı istemelidir muhakkak.
Psikolog Doç. Dr. Cem Keçe;
"Eğer,kendimi seks yapmaktan alamıyorum, günün her saatinde fantazilerle geçirdiğim oluyor , işlerimi de artık aksatıyorum, arkadaşlık ilişkilerim de zarar gördü ve ben bundan suçluluk duymaya başladım. Sabah başka, öğlen başka kadınla oluyorum. Eve gidince de karımla birlikte oluyorum. Ailemle yada dostlarımla vakit geçirmek varken, hangi kadınla buluşsam diye düşünüp, plan yapıyorum"diyorsanız uzmana danışmanız gerekiyor demiş beyler!....
Bir de örnek vermiş;
"Hiperseksüalite terimi ilk olarak John F.Kennedy'nin ‘‘dört saat seks yapmadan duramam’’ sözüyle gündeme geldi. O dönemde böyle bir hastalık bilinmediği için ancak yıllar sonra tanısı konabilmiş. Kennedy, hiperseksüel bir erkekti. Kardeşi Edward Kennedy'nin seks bağımlılığı ise sevgilisiyle kaza yapınca ortaya çıkmış ve siyasi hayatı sona ermişti" diye.
Yani ne diyoruz?...atın ölümü arpadan olmasın bence dikkatli olmakta fayda var limitlere:)))
Sevgiyle kalın.....
Var sa sevgilinizle kalın, evliyseniz eşinizle kalın diyelim o halde....
1 Ağustos 2010 Pazar
FAVORİ 4 "SESSİZ KADIN"
SESSİZ KADIN
Erkek gidebilir bir uğultu, bir kuru gürültüyle belki de hayatlarımızdan. Ama sessiz giden kadının artık asla konuşacağı bir şeyi kalmamıştır.
Bu sabah bir kız arkadaşım bana bir mail yolladı. “Eminim ilgini çekecektir” yazıyordu. Gerçekten de haklıydı, beni iyi tanımış olan Aynur'a teşekkür ediyorum. Diyordu ki başlıkta “Bir kadın nasıl gider?” yazıyordu...Yazıyı bir kere gözden geçirdim. Etki altında kalmamak adına, sadece başlık dikkate alınarak kendi yorumumu yazmak istedim.
İlişkilerde erkeklerin her zaman sıkıldıklarını anında belli ettiklerinden bahsediyordu yazıda. Haklıydı da yazan kişi, ben de daima aynı şeyi savunmuşumdur zaten. Bana göre bunun sebebi, erkeklerin kadınların aksine daha net ve kati olmaları değildi, bunun sebebi erkeklerin her daim maymun iştahlı oluşlarından kaynaklanıyordu. Ayrıca en önemlisi her işte olduğu gibi erkeklerin kadınlar kadar mücadeleci olmayışındandı.
Biz kadınlar, evet şikayetlerimizi dile getiririz, huzursuzluklarımız oldukça konuşmaya, çözmeye çabalarız. Kimimiz gerçekten beyin yiyerek yaparız, ama kimimiz son derece sakin ve sinirleri alınmış bir vaziyette paylaşırız. Karşımızdaki sevgilimiz bunu ya anlar düzeltmeye çalışır... Ya da sallamaz bile... Ama biz yine pes etmeyiz, zamanı geldikçe konuşuruz....
Neden mi bu şekilde yaparız? Çünkü bizler aslında sonuna kadar mücadele etmekteyizdir. İlişki kurtarma seanslarıdır aslında bunlar. Ama bunlar anlayana tabii ki. Erkekler ise her zaman daha kolay vazgeçebilendir. Çünkü, yeniye daha çabuk adapte olabilirler bence. Oysa ki biz kadınlar daha başkayız, yeniden yeni birisine kendimizi anlatabilmek, anlayabilmek o denli zor gelir ki. Ani bir manevra ile sıkılan erkek başlar armudun sapı, üzümün çöpü bahanelerine, “Bakma bana öyle dik dik”, ”Sen bu ara bir havalara girdin”, “Ya bakmasana kim aramış diye, ne var arkadaşım o benim”,”Niye mi aramadım? Bilmem ki erkek erkeğe idik” (oysa eskiden hiç öyle değildi bu diyaloglar). Erkeğe göre her zaman daha yoğun olan 6. hisleri kuvvetli olan biz kadınlar, sinyal yollarız ama nafile...
İşte erkeğe "dır dır" gibi gelen, ilişki hakkında verdiğimiz kırmızı alarm sinyalleri bu yüzdendir aslında... Sonra bir gün kadın gider...
Kadın gerçekten de çok sessiz gider ama!
Ardına bile bakmadan gider. Hep derim ya onca zaman sabrının sebebi zaten arkasına bakmak için bir nedeni olmadığını, elinden geleni yapmış olduğunu biliyor olmasındandır... İşte erkek gidebilir bir uğultu, bir kuru gürültüyle belki de hayatlarımızdan. Ama sessiz giden kadının artık asla konuşacağı bir şeyi kalmamıştır! Belki hala seviyordur kadın, belki de tüketmiştir içindeki sevgisini adam sayesinde. Kim bilebilir ki?
Ama sessiz giden kadın, asla geri gelmeyecektir!
Sağlığınız ve huzurunuz yerinde, sevdiğiniz kadın/adam eğer sizi hakediyorsa dibinizde, paranız da daima cebinizde olsun!
Erkek gidebilir bir uğultu, bir kuru gürültüyle belki de hayatlarımızdan. Ama sessiz giden kadının artık asla konuşacağı bir şeyi kalmamıştır.
Bu sabah bir kız arkadaşım bana bir mail yolladı. “Eminim ilgini çekecektir” yazıyordu. Gerçekten de haklıydı, beni iyi tanımış olan Aynur'a teşekkür ediyorum. Diyordu ki başlıkta “Bir kadın nasıl gider?” yazıyordu...Yazıyı bir kere gözden geçirdim. Etki altında kalmamak adına, sadece başlık dikkate alınarak kendi yorumumu yazmak istedim.
İlişkilerde erkeklerin her zaman sıkıldıklarını anında belli ettiklerinden bahsediyordu yazıda. Haklıydı da yazan kişi, ben de daima aynı şeyi savunmuşumdur zaten. Bana göre bunun sebebi, erkeklerin kadınların aksine daha net ve kati olmaları değildi, bunun sebebi erkeklerin her daim maymun iştahlı oluşlarından kaynaklanıyordu. Ayrıca en önemlisi her işte olduğu gibi erkeklerin kadınlar kadar mücadeleci olmayışındandı.
Biz kadınlar, evet şikayetlerimizi dile getiririz, huzursuzluklarımız oldukça konuşmaya, çözmeye çabalarız. Kimimiz gerçekten beyin yiyerek yaparız, ama kimimiz son derece sakin ve sinirleri alınmış bir vaziyette paylaşırız. Karşımızdaki sevgilimiz bunu ya anlar düzeltmeye çalışır... Ya da sallamaz bile... Ama biz yine pes etmeyiz, zamanı geldikçe konuşuruz....
Neden mi bu şekilde yaparız? Çünkü bizler aslında sonuna kadar mücadele etmekteyizdir. İlişki kurtarma seanslarıdır aslında bunlar. Ama bunlar anlayana tabii ki. Erkekler ise her zaman daha kolay vazgeçebilendir. Çünkü, yeniye daha çabuk adapte olabilirler bence. Oysa ki biz kadınlar daha başkayız, yeniden yeni birisine kendimizi anlatabilmek, anlayabilmek o denli zor gelir ki. Ani bir manevra ile sıkılan erkek başlar armudun sapı, üzümün çöpü bahanelerine, “Bakma bana öyle dik dik”, ”Sen bu ara bir havalara girdin”, “Ya bakmasana kim aramış diye, ne var arkadaşım o benim”,”Niye mi aramadım? Bilmem ki erkek erkeğe idik” (oysa eskiden hiç öyle değildi bu diyaloglar). Erkeğe göre her zaman daha yoğun olan 6. hisleri kuvvetli olan biz kadınlar, sinyal yollarız ama nafile...
İşte erkeğe "dır dır" gibi gelen, ilişki hakkında verdiğimiz kırmızı alarm sinyalleri bu yüzdendir aslında... Sonra bir gün kadın gider...
Kadın gerçekten de çok sessiz gider ama!
Ardına bile bakmadan gider. Hep derim ya onca zaman sabrının sebebi zaten arkasına bakmak için bir nedeni olmadığını, elinden geleni yapmış olduğunu biliyor olmasındandır... İşte erkek gidebilir bir uğultu, bir kuru gürültüyle belki de hayatlarımızdan. Ama sessiz giden kadının artık asla konuşacağı bir şeyi kalmamıştır! Belki hala seviyordur kadın, belki de tüketmiştir içindeki sevgisini adam sayesinde. Kim bilebilir ki?
Ama sessiz giden kadın, asla geri gelmeyecektir!
Sağlığınız ve huzurunuz yerinde, sevdiğiniz kadın/adam eğer sizi hakediyorsa dibinizde, paranız da daima cebinizde olsun!
FAVORİ 3
ÇEŞİT ÇEŞİT KADINLAR
Tüm hemcinslerimin, hatta şeytan ruhlu olanlarının bile kadınlar günü kutlu olsun!
Gündemde bir sürü konu var yazabilecek... Soykırımın Amerika tarafından onaylanması desen olmaz. Ustalarım yazacaklardır zaten. Tarkan'ın "protokolden" adliyeye girişi, pizzaları desen; yazmayan ben kalayım bari dedim... Sevgili Demet Akalın'la telefonda konuşuyorduk Aşk-ı Memnu izlerken bir yandan sohbet....
Ne yazsam Demo ya? Kadınlar Günü de geliyor, hani kadınlarla ilgili mi yazsam falan derken çeşit çeşit kadınlardan örnekler vermeye başladık birbirimize. Dizideki Nihal'in zavallı halinden, Bihter'in şeytanlığına, Firdevs'in aslında başımıza geçerse Avrupa Birliği'ne bile rahatça girebileceğimize kadar ürettik durduk. Demet'in yanındaki arkadaşlarının da ek yardımıyla bir sürü kadın profili saydık telefon konuşmamızda.
Aslında Nihal ve Nihal gibi saf ve temiz kızların aldatılıp, Bihter cinsi kadınların tercih edildiğine çokca şahit oldum ben zaten. Nerede yasak, nerede olmaması gereken o hep daha cazip olandır. Ha nereye kadar giderse gider...
Elindeki temiz olanın pes edip arkasına dönüp, şeytan olanın maskesinin indiği yere kadar sürer belki de.... Adam yalnız kalıverir aniden... Her ikisinden de olan çoğunluktadır genelde. Bu durum inanın sadece erkek için değildir aslında. Biz kadınlarda yaparız bunu,yanlış olduğunu bile bile karşı koyamadığınız,kaçmayı isteseniz de kaçamadığınız bir girdap içerisinde kalmadınız mı hiç?..
Ama diyorum ya çeşit çeşit kadın var ortalıkta.
Kimi der ki; "Allah'ım yaz boyu harçlandım,borçlandım kendime yatırım yaptım. Yaz bitti Çeşme sezonu kapanıyor ve ben hala zengin bir sevgili bile bulamadım!...Çüş diyorum bende sizin gibi ama kendini bir yatırım aracı gibi görenlere denk geldim. Şimdi bu tarzlar mecbur yatırım yapacak çünkü elinde başka done yok ki! Ne yazık ki kendini aleni "mal" yerine koyabilen kadın tipleri de var.
Kimi der ki;aman ne sevgilisi yahu ben kız arkadaşlarımla da mutluyum,olursa olur olmazsa olmasın. Kimi, kariyerim önce gelir. Kimi der ki; kaparsam bu herifi bir de imzayı attırayım sonra da çocuk yaparım...Sonra da bir tazminat... Ohhh Allah Allah değmeyin keyfime...Bir de gerçekten de önünde saygıyla eğilecek cinsler var aramızda... Hedefe doğru stratejik planlar dahilinde yol alanlar var. İzmir'imizden İstanbul'a transferlerimiz var elbet. Zamanında,aynı masada oturmamaya,denk gelmemeye özen gösterilen kızlarımız var... O devirlerde;"birgün ben sosyeteye gireceğim!" (kim oluyor sosyete bilemedim bana göre gözönünde olmaktan hoşlanmayan,kökten asil insanlardır illa birileri olacaksa ama..)diyenler de var. Gerçekten de pes dedirten derecede azimle bu işi halledip,geçmişe sünger falan çekmeyi bırakın, adeta sağlam duvar ören şimdiki lady lerimiz de var.
Mesela bazı kadınlar da var derler ki; ben evlilik kadınıyım. Süper,ee iyi bende öyleyim. Evlilik güzeldir,düzendir falan filan anladık da. Ben nerede yanlış yapıyorum da evlenecek bir adam çıkmıyor karşıma acaba?...Çok mu meraklıyım? Hayır değilim ama,gerçekten de bu kadar çabuk nasıl oluyor da adamların hepsi "hadi evlenelim" diyor.Hoş genelde bu durumları periyodik olarak devam ediyor ama olsun gene de bravo valla.
Bir de yine şeytan olan kadınlara dönmek istiyorum,onları da aslında takdir etmek lazım. Çünkü,hani bir kadınların devamlı yakındıkları konu vardır ya; "süründürme durumu"işte ben yapamadım,yapamıyorum asla. Nedenini biliyorum.Çünkü ben şeffaf olmayı seviyorum.Hayata bir defa geliyorsam duygularıma da gem vurmamayı tercih ediyorum. Kavgalı mıyım? aramıyorum,aramıyorum,aramıyorum. Aranmıyorum, aranmıyorum, aranmıyorum. Bir gece vakti konusu açılıyor kızlarla,aklıma geliversin mi oracıkta. Buyrun ne mi yapıyorum? mesaj çekmişim. Cevap gelmiş mi? gelir gelir... Ama silbaştan hayde dön baba dönelim yine yaşanır,yaşanır durur herşey....
Ben yaptım zamanında bunları malesef. Ama bütün mesele benim içimde tamamen tüketebilmeyi istememdi aslında. Oynayamam ben ve oynamayacağım da!Nasılsa çok iyi bilirim ki; Eğer içimde tüketmişsem,kırmızı halılar nafile,"İsim neydi tanıyamadım?" durumu oluverir bir anda... Ama süründerenleri de takdir edenlerdenim aslında...
Beni en sinirlendiren kadın tipi; beyni şeytan olan (kibarca söyledim).İşte onlar tehlikeli olanlar. Başkasının sevgilisine göz koyan,ya da kocasını aldatan,sevgilinin biri yetmeyip,3,5 aynı anda idare eden. Bütün adamlar da tu kaka da değil hani. Değer veren,kadına kadın olduğunu hissetirecek nezaket düşüncesinde olan adamlar da var elbet. Tanışmadık ama vardır (evrene doğru sinyal yolluyorum şu anda sessiz olun lütfen.
İşte bu şeytan beyinlilerin böyle adamları bakınız şekil 1 Ednan Bey mesela. Boynuzlamalarına gerçekten de sinir oluyorum. Ama elden bişey gelmez tabi,netice de artık değer yargıları bir tuhaf oldu malesef. İnanın ne yazık ki, onlar daha kıymetli oluyor hep. Bir de bazı kadınlar vardır; diyelim biriyle flört dönemi, hani cilveleşmeler, mesajlar, çiçekler, böcekler vb... Ve tepesini mi attırdı adam. Eyvahlar olsun, hemen "stepne" ye mesaj çekilir ok akşam çıkalım! Karşısına çıkıverir eski adamın,yenisiyle. Ne mi olur sonra? eski adam kapıda havlıyor!... Çünkü derim ya hep bir ünlü söz var ya "deveyi... " İşte bu işin kanunu bu sanırım.
Ama yine de ne diyeceğim biliyor musunuz? Kadınlar sevgi ister, kadınlar çocuk gibi şefkat ister, kadınlar asla salak yerine konulmamayı ister. Kadın; kimi zaman çocuk,kimi zaman anne olmak ister. Kadın hem asil ,hem asi,hem deli,hem kedi gibi olmak ister! Ucu bucağı yoktur biz kadınların aslında. Yaşadım,biliyorum diyenler yalan konuşuyor. Çünkü her kadının aslında gizemli saklı bir odası vardır yüreğinde ve kimseler bilemez orada ne yaşandığını! İşte kadını özel yapanda budur zaten.
Tüm hemcinslerimin, hatta şeytan ruhlu olanlarının bile kadınlar günü kutlu olsun!
Bu haber 2179 kere okundu.
Tüm hemcinslerimin, hatta şeytan ruhlu olanlarının bile kadınlar günü kutlu olsun!
Gündemde bir sürü konu var yazabilecek... Soykırımın Amerika tarafından onaylanması desen olmaz. Ustalarım yazacaklardır zaten. Tarkan'ın "protokolden" adliyeye girişi, pizzaları desen; yazmayan ben kalayım bari dedim... Sevgili Demet Akalın'la telefonda konuşuyorduk Aşk-ı Memnu izlerken bir yandan sohbet....
Ne yazsam Demo ya? Kadınlar Günü de geliyor, hani kadınlarla ilgili mi yazsam falan derken çeşit çeşit kadınlardan örnekler vermeye başladık birbirimize. Dizideki Nihal'in zavallı halinden, Bihter'in şeytanlığına, Firdevs'in aslında başımıza geçerse Avrupa Birliği'ne bile rahatça girebileceğimize kadar ürettik durduk. Demet'in yanındaki arkadaşlarının da ek yardımıyla bir sürü kadın profili saydık telefon konuşmamızda.
Aslında Nihal ve Nihal gibi saf ve temiz kızların aldatılıp, Bihter cinsi kadınların tercih edildiğine çokca şahit oldum ben zaten. Nerede yasak, nerede olmaması gereken o hep daha cazip olandır. Ha nereye kadar giderse gider...
Elindeki temiz olanın pes edip arkasına dönüp, şeytan olanın maskesinin indiği yere kadar sürer belki de.... Adam yalnız kalıverir aniden... Her ikisinden de olan çoğunluktadır genelde. Bu durum inanın sadece erkek için değildir aslında. Biz kadınlarda yaparız bunu,yanlış olduğunu bile bile karşı koyamadığınız,kaçmayı isteseniz de kaçamadığınız bir girdap içerisinde kalmadınız mı hiç?..
Ama diyorum ya çeşit çeşit kadın var ortalıkta.
Kimi der ki; "Allah'ım yaz boyu harçlandım,borçlandım kendime yatırım yaptım. Yaz bitti Çeşme sezonu kapanıyor ve ben hala zengin bir sevgili bile bulamadım!...Çüş diyorum bende sizin gibi ama kendini bir yatırım aracı gibi görenlere denk geldim. Şimdi bu tarzlar mecbur yatırım yapacak çünkü elinde başka done yok ki! Ne yazık ki kendini aleni "mal" yerine koyabilen kadın tipleri de var.
Kimi der ki;aman ne sevgilisi yahu ben kız arkadaşlarımla da mutluyum,olursa olur olmazsa olmasın. Kimi, kariyerim önce gelir. Kimi der ki; kaparsam bu herifi bir de imzayı attırayım sonra da çocuk yaparım...Sonra da bir tazminat... Ohhh Allah Allah değmeyin keyfime...Bir de gerçekten de önünde saygıyla eğilecek cinsler var aramızda... Hedefe doğru stratejik planlar dahilinde yol alanlar var. İzmir'imizden İstanbul'a transferlerimiz var elbet. Zamanında,aynı masada oturmamaya,denk gelmemeye özen gösterilen kızlarımız var... O devirlerde;"birgün ben sosyeteye gireceğim!" (kim oluyor sosyete bilemedim bana göre gözönünde olmaktan hoşlanmayan,kökten asil insanlardır illa birileri olacaksa ama..)diyenler de var. Gerçekten de pes dedirten derecede azimle bu işi halledip,geçmişe sünger falan çekmeyi bırakın, adeta sağlam duvar ören şimdiki lady lerimiz de var.
Mesela bazı kadınlar da var derler ki; ben evlilik kadınıyım. Süper,ee iyi bende öyleyim. Evlilik güzeldir,düzendir falan filan anladık da. Ben nerede yanlış yapıyorum da evlenecek bir adam çıkmıyor karşıma acaba?...Çok mu meraklıyım? Hayır değilim ama,gerçekten de bu kadar çabuk nasıl oluyor da adamların hepsi "hadi evlenelim" diyor.Hoş genelde bu durumları periyodik olarak devam ediyor ama olsun gene de bravo valla.
Bir de yine şeytan olan kadınlara dönmek istiyorum,onları da aslında takdir etmek lazım. Çünkü,hani bir kadınların devamlı yakındıkları konu vardır ya; "süründürme durumu"işte ben yapamadım,yapamıyorum asla. Nedenini biliyorum.Çünkü ben şeffaf olmayı seviyorum.Hayata bir defa geliyorsam duygularıma da gem vurmamayı tercih ediyorum. Kavgalı mıyım? aramıyorum,aramıyorum,aramıyorum. Aranmıyorum, aranmıyorum, aranmıyorum. Bir gece vakti konusu açılıyor kızlarla,aklıma geliversin mi oracıkta. Buyrun ne mi yapıyorum? mesaj çekmişim. Cevap gelmiş mi? gelir gelir... Ama silbaştan hayde dön baba dönelim yine yaşanır,yaşanır durur herşey....
Ben yaptım zamanında bunları malesef. Ama bütün mesele benim içimde tamamen tüketebilmeyi istememdi aslında. Oynayamam ben ve oynamayacağım da!Nasılsa çok iyi bilirim ki; Eğer içimde tüketmişsem,kırmızı halılar nafile,"İsim neydi tanıyamadım?" durumu oluverir bir anda... Ama süründerenleri de takdir edenlerdenim aslında...
Beni en sinirlendiren kadın tipi; beyni şeytan olan (kibarca söyledim).İşte onlar tehlikeli olanlar. Başkasının sevgilisine göz koyan,ya da kocasını aldatan,sevgilinin biri yetmeyip,3,5 aynı anda idare eden. Bütün adamlar da tu kaka da değil hani. Değer veren,kadına kadın olduğunu hissetirecek nezaket düşüncesinde olan adamlar da var elbet. Tanışmadık ama vardır (evrene doğru sinyal yolluyorum şu anda sessiz olun lütfen.
İşte bu şeytan beyinlilerin böyle adamları bakınız şekil 1 Ednan Bey mesela. Boynuzlamalarına gerçekten de sinir oluyorum. Ama elden bişey gelmez tabi,netice de artık değer yargıları bir tuhaf oldu malesef. İnanın ne yazık ki, onlar daha kıymetli oluyor hep. Bir de bazı kadınlar vardır; diyelim biriyle flört dönemi, hani cilveleşmeler, mesajlar, çiçekler, böcekler vb... Ve tepesini mi attırdı adam. Eyvahlar olsun, hemen "stepne" ye mesaj çekilir ok akşam çıkalım! Karşısına çıkıverir eski adamın,yenisiyle. Ne mi olur sonra? eski adam kapıda havlıyor!... Çünkü derim ya hep bir ünlü söz var ya "deveyi... " İşte bu işin kanunu bu sanırım.
Ama yine de ne diyeceğim biliyor musunuz? Kadınlar sevgi ister, kadınlar çocuk gibi şefkat ister, kadınlar asla salak yerine konulmamayı ister. Kadın; kimi zaman çocuk,kimi zaman anne olmak ister. Kadın hem asil ,hem asi,hem deli,hem kedi gibi olmak ister! Ucu bucağı yoktur biz kadınların aslında. Yaşadım,biliyorum diyenler yalan konuşuyor. Çünkü her kadının aslında gizemli saklı bir odası vardır yüreğinde ve kimseler bilemez orada ne yaşandığını! İşte kadını özel yapanda budur zaten.
Tüm hemcinslerimin, hatta şeytan ruhlu olanlarının bile kadınlar günü kutlu olsun!
Bu haber 2179 kere okundu.
FAVORİ 2
İÇİMİZDE SAKLANAN MUTLULUK!....
Ben her zaman insanoğlunun en iyi terapistinin yine kendisi olduğuna inananlardanım. Biz insanların kendimize bile nankör olduğumuzu farkında mıyız?
Mesela harika bir ev yaptırıyoruz, muhteşem döşüyoruz, mutluyuz seviyoruz evimizi… Bir gün bir bakıyoruz ki 5 sene sonra o evimize bakan gözlerimiz sanki kör olmuş. Sıkılmışız evimizden, başka evlere bakar olmuşuz.. Halbuki bizim evimiz zaten harikaydı… Ama o bizim ya zaten sıkıldık, mutlu olmamızı gerektiren bir sebep iken artık sıkmış...
Veya büyük aşkla evleniyoruz, deli gibi seviyoruz....Yıllar sonra bir bakıyoruz tapulu mal olayına dönmüş ve gözler kaymaya başlamış başkalarına hafif hafif. Veya o da yetmemiş soruyorum size her gün dua eden kaç kişiyiz? Ve şükür eden? Yoksa başımız zora düşünce mi Allah diyenlerdensiniz...
Halbuki nefes aldığımız için, huzurlu olduğumuz için, sağlıklı olduğumuz için ve bunun gibi binlerce sebep için her gün mutlu olabiliriz. Mutlu olmak bizim içimizde saklı çünkü yeter ki onu çıkartmayı bilelim. Benim de sıkıntılarım yok mu? İnanın ki fazlasıyla mevcut. Ancak, her şeye rağmen, tüm zorluklarına rağmen hayatın yine de ufacık şeylerden bile mutlu olabiliyorum... Olmam gerekli. Eğer olmazsam,o tebessümü yaratacak bir küçük tılsımı bulmazsam, kötümser bakarsam ve pesimist yaşarsam o zaman bu hayat gerçekten de çekilmez olacaktır bana göre.
Etrafımda arkadaşlarım var evliler, mutlular, çocukları da var eşleri çok güzel ama hala akılları sokakta, gezmekte tozmakta, zamparalık yapmakta ve bana mutsuzum diyorlar. E be adam harika bir ailen var, muhteşem evladın ya da evlatların var, mutlu olman için sebep değil midir bu sence? Herkes huzuru ararken şu dünyada ne diye zorlaştırırsınız ki hayatı? Ufacık bir heyecan uğruna değecek mi üzmeye, üzülmeye....
İşte çok mutlu olmak da batıyor biz insanoğluna maalesef.
Ha gerçekten mutsuzsak elbette bitmeli evlilikler ben çocuk uğruna zorla huzursuz bir aile ortamına ne olursa olsun karşıyım. Mesela benim yine bazı arkadaşlarım var ne zaman konuşsak nasılsın derim cevap bir kere bile iyiyim olmamıştır...İnanın ruhumu karartıyor öyle insanlar benim!
Ya da yine bazı arkadaşlarım vardır; hayatlarında mutsuz olmalarını gerektirecek bir şey yok. Her şeyleri yerinde; sağlık, huzur, mutluluk, para, kariyer, dostluk, aile ne istersen tıkırında gidiyor maşallah... Ancak, mutsuz olmak için ufacık bile bir şey yaratabiliyorlar ne yazık ki... Ama bu niye biliyor musunuz? Doyumsuzuz biz insanoğlu, tatminsiz oluyoruz bir süre sonra hele ki her şey güzel olunca muhakkak bir arıza arıyoruz!
Şimdi sizlerle çok güzel bir hikaye paylaşmak istiyorum bu konuyla ilgili lütfen çok dikkatli okuyunuz. Eminim hepimize güzel bir şeyler hissettirecektir...
İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş... Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
" Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler " diyerek
başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş. Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü. Kimisi " Everest'in tepesine saklayalım " demiş, kimisi " Atlas Okyanusu'nun dibine" demiş."Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası,dondurma külahı, şarap şişesi,sigara paketi, lale bahçesi... "Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş... Derken meleklerden biri "İçlerine Saklayalım" demiş.
"Kimsenin aklına gelmez içine bakmak" İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış. Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...
Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk. Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde. Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun.
Dilerim ki 2009 senesindeki tüm sıkıntılarımız eskide kalsın ve 2010 senesi bütün güzellikleri beraberinde getirsin! Her dileğinizin gerçek olacağı, sağlıklı, huzurlu ve mutlu nice nice seneler bizlerin olsun.
Sağlığımız ve huzurumuz yerinde, sevdiklerimiz dibimizde, paramız cebimizde, mutluluklar 2010'da elimizde olsun!
Bu haber 2740 kere okundu.
Ben her zaman insanoğlunun en iyi terapistinin yine kendisi olduğuna inananlardanım. Biz insanların kendimize bile nankör olduğumuzu farkında mıyız?
Mesela harika bir ev yaptırıyoruz, muhteşem döşüyoruz, mutluyuz seviyoruz evimizi… Bir gün bir bakıyoruz ki 5 sene sonra o evimize bakan gözlerimiz sanki kör olmuş. Sıkılmışız evimizden, başka evlere bakar olmuşuz.. Halbuki bizim evimiz zaten harikaydı… Ama o bizim ya zaten sıkıldık, mutlu olmamızı gerektiren bir sebep iken artık sıkmış...
Veya büyük aşkla evleniyoruz, deli gibi seviyoruz....Yıllar sonra bir bakıyoruz tapulu mal olayına dönmüş ve gözler kaymaya başlamış başkalarına hafif hafif. Veya o da yetmemiş soruyorum size her gün dua eden kaç kişiyiz? Ve şükür eden? Yoksa başımız zora düşünce mi Allah diyenlerdensiniz...
Halbuki nefes aldığımız için, huzurlu olduğumuz için, sağlıklı olduğumuz için ve bunun gibi binlerce sebep için her gün mutlu olabiliriz. Mutlu olmak bizim içimizde saklı çünkü yeter ki onu çıkartmayı bilelim. Benim de sıkıntılarım yok mu? İnanın ki fazlasıyla mevcut. Ancak, her şeye rağmen, tüm zorluklarına rağmen hayatın yine de ufacık şeylerden bile mutlu olabiliyorum... Olmam gerekli. Eğer olmazsam,o tebessümü yaratacak bir küçük tılsımı bulmazsam, kötümser bakarsam ve pesimist yaşarsam o zaman bu hayat gerçekten de çekilmez olacaktır bana göre.
Etrafımda arkadaşlarım var evliler, mutlular, çocukları da var eşleri çok güzel ama hala akılları sokakta, gezmekte tozmakta, zamparalık yapmakta ve bana mutsuzum diyorlar. E be adam harika bir ailen var, muhteşem evladın ya da evlatların var, mutlu olman için sebep değil midir bu sence? Herkes huzuru ararken şu dünyada ne diye zorlaştırırsınız ki hayatı? Ufacık bir heyecan uğruna değecek mi üzmeye, üzülmeye....
İşte çok mutlu olmak da batıyor biz insanoğluna maalesef.
Ha gerçekten mutsuzsak elbette bitmeli evlilikler ben çocuk uğruna zorla huzursuz bir aile ortamına ne olursa olsun karşıyım. Mesela benim yine bazı arkadaşlarım var ne zaman konuşsak nasılsın derim cevap bir kere bile iyiyim olmamıştır...İnanın ruhumu karartıyor öyle insanlar benim!
Ya da yine bazı arkadaşlarım vardır; hayatlarında mutsuz olmalarını gerektirecek bir şey yok. Her şeyleri yerinde; sağlık, huzur, mutluluk, para, kariyer, dostluk, aile ne istersen tıkırında gidiyor maşallah... Ancak, mutsuz olmak için ufacık bile bir şey yaratabiliyorlar ne yazık ki... Ama bu niye biliyor musunuz? Doyumsuzuz biz insanoğlu, tatminsiz oluyoruz bir süre sonra hele ki her şey güzel olunca muhakkak bir arıza arıyoruz!
Şimdi sizlerle çok güzel bir hikaye paylaşmak istiyorum bu konuyla ilgili lütfen çok dikkatli okuyunuz. Eminim hepimize güzel bir şeyler hissettirecektir...
İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş... Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
" Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler " diyerek
başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş. Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü. Kimisi " Everest'in tepesine saklayalım " demiş, kimisi " Atlas Okyanusu'nun dibine" demiş."Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası,dondurma külahı, şarap şişesi,sigara paketi, lale bahçesi... "Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş... Derken meleklerden biri "İçlerine Saklayalım" demiş.
"Kimsenin aklına gelmez içine bakmak" İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış. Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...
Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk. Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde. Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun.
Dilerim ki 2009 senesindeki tüm sıkıntılarımız eskide kalsın ve 2010 senesi bütün güzellikleri beraberinde getirsin! Her dileğinizin gerçek olacağı, sağlıklı, huzurlu ve mutlu nice nice seneler bizlerin olsun.
Sağlığımız ve huzurumuz yerinde, sevdiklerimiz dibimizde, paramız cebimizde, mutluluklar 2010'da elimizde olsun!
Bu haber 2740 kere okundu.
ESKİ KÖŞE YAZILARIMDAN FAVORİ SEÇMELER!
KIRLANGIÇLARI KOVALADIK MI?
Bir düşünün bakalım, acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?
Yine yağmurlu bir İzmir gecesi, evimde yazımı yazacağım. Düşünüyorum ne yazsam diye. Aslında, günler öncesinden bir arkadaşımla sohbetimiz sırasında benimle paylaştığı "kırlangıç ve güvercin" arasındaki farklar ve biz insanların da karakterlerinin benzerlikleri ile ilgili derin konuşmamız aklımdan gitmemişti... Anlayacağınız takmıştım kafaya özellikle kırlangıçları...
Sonra başladım araştırmaya kırlangıçları. Derken öyle güzel bir hikaye ile karşılaştım ki, bıraktım kenara şimdilik kafamdaki her yazacağım konuyu ve bu güzel öyküyü paylaşmayı tercih ettim...
Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş. Tık..... Tık......Tık...
Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.. Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış. "Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım."
Adam birden parlamış: "Yok daha neler? Durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam" demiş. Gerekçesi de pek sersemceymiş: Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?
Kırlangıç mahçup olmuş.Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş,gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: "Adam, adam!Hadi aç artık şu pencereni.Al beni içeri! Ben sana dost olurum.Hiç canını sıkmam!"
Adam kararlı, adam ısrarlı: Y"ok ,yok ben seni içeri alamam demiş.Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş. İşim gücüm var, git başımdan." Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş: "Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri.Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım.Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım.Pişman olmazsın, seni eğlendiririm.. "
Birlikte yemek yeriz, bak hem de sen de yalnızsın' yanlızlığını paylaşırım" demiş. BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ! Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş: "Ben yalnızlığımdan memnunum" demiş . Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş.Kırlangıç , son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca,başını önüne eğmiş, çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş: "Hay benim akılsız başım" demiş, "ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte."
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir.Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama...... Onunki hiç görünmemiş. Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış.Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:
'Kırlangıçların ömrü 6 aydır. Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinie geçer ve değerlendirmezseniz, uçup gider"
Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşınıza çıkar, değerini bilmezseniz kaçıp giderler. Ve asla geri dönmezler. Dikkatli olun! Farkinda olun! Ve bir düşünün bakalım; Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?
Ben hikayeyi okuduktan sonra arkama yaslandım ve düşündüm kendi adıma "kaç tane kırlangıç kovdum" ya da "kırlangıcın yaşadığını yaşadım." Bunun cevabı bende saklı. Ama şükürler olsun ki pişmanlık duyacağım bir şekilde asla kimsenin kalbini kırmadım!
Özellikle bahsetmeyecektim şu Sevgililer Günü durumundan, ancak yine konu döndü dolaştı oraya geldi bu öykü ile. Lütfen elinizdekilerin kıymetini bilin! Hele ki bir kadını mutlu etmek kadar kolay bir şey yok bana göre. Her zaman söylediğimi tekrarlıyorum; sevgilim sevgililer gününde beni mutlu edecekse aman orda kalsın. "Gülü bir gün, seni hergün" istiyorum, istiyoruz, eminim.
Sağlığınız ve huzurunuz, vicdanınız yerinde, kırlangıcınız dibinizde, paranız cebinizde olsun!
Bu haber 3527 kere okundu.
Bir düşünün bakalım, acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?
Yine yağmurlu bir İzmir gecesi, evimde yazımı yazacağım. Düşünüyorum ne yazsam diye. Aslında, günler öncesinden bir arkadaşımla sohbetimiz sırasında benimle paylaştığı "kırlangıç ve güvercin" arasındaki farklar ve biz insanların da karakterlerinin benzerlikleri ile ilgili derin konuşmamız aklımdan gitmemişti... Anlayacağınız takmıştım kafaya özellikle kırlangıçları...
Sonra başladım araştırmaya kırlangıçları. Derken öyle güzel bir hikaye ile karşılaştım ki, bıraktım kenara şimdilik kafamdaki her yazacağım konuyu ve bu güzel öyküyü paylaşmayı tercih ettim...
Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş. Tık..... Tık......Tık...
Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.. Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış. "Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım."
Adam birden parlamış: "Yok daha neler? Durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam" demiş. Gerekçesi de pek sersemceymiş: Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?
Kırlangıç mahçup olmuş.Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş,gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: "Adam, adam!Hadi aç artık şu pencereni.Al beni içeri! Ben sana dost olurum.Hiç canını sıkmam!"
Adam kararlı, adam ısrarlı: Y"ok ,yok ben seni içeri alamam demiş.Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş. İşim gücüm var, git başımdan." Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş: "Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri.Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım.Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım.Pişman olmazsın, seni eğlendiririm.. "
Birlikte yemek yeriz, bak hem de sen de yalnızsın' yanlızlığını paylaşırım" demiş. BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ! Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş: "Ben yalnızlığımdan memnunum" demiş . Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş.Kırlangıç , son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca,başını önüne eğmiş, çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş: "Hay benim akılsız başım" demiş, "ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte."
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir.Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama...... Onunki hiç görünmemiş. Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış.Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:
'Kırlangıçların ömrü 6 aydır. Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinie geçer ve değerlendirmezseniz, uçup gider"
Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşınıza çıkar, değerini bilmezseniz kaçıp giderler. Ve asla geri dönmezler. Dikkatli olun! Farkinda olun! Ve bir düşünün bakalım; Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?
Ben hikayeyi okuduktan sonra arkama yaslandım ve düşündüm kendi adıma "kaç tane kırlangıç kovdum" ya da "kırlangıcın yaşadığını yaşadım." Bunun cevabı bende saklı. Ama şükürler olsun ki pişmanlık duyacağım bir şekilde asla kimsenin kalbini kırmadım!
Özellikle bahsetmeyecektim şu Sevgililer Günü durumundan, ancak yine konu döndü dolaştı oraya geldi bu öykü ile. Lütfen elinizdekilerin kıymetini bilin! Hele ki bir kadını mutlu etmek kadar kolay bir şey yok bana göre. Her zaman söylediğimi tekrarlıyorum; sevgilim sevgililer gününde beni mutlu edecekse aman orda kalsın. "Gülü bir gün, seni hergün" istiyorum, istiyoruz, eminim.
Sağlığınız ve huzurunuz, vicdanınız yerinde, kırlangıcınız dibinizde, paranız cebinizde olsun!
Bu haber 3527 kere okundu.
UYKU AKAR AKARRR AKARRRR...........
Günlerden Pazar...
Gerçekten harika birgün geçirdim..Çok sevdiğim arkadaşlarıma gittik.Bir bebekleri olsu bundan tam 28 gün önce.Böyle bir bebek yokkk!! sanki yaka iğnesi gibi bişey:)))Gün boyu onunla vakit geçirdikten sonra ben işe gittim ve eve geldim...Uyku gözümden akıoooooooo....Kibrit çöpü yerleştirecem göz kapaklarıma..Sanırım yakışır:)))
mucizelerle dolu hafta diliyorummm hepinize,hepimizeeeeeeeeeeeeee
Haftasonunu size sağlam uykuzu kafayla yazacağım...
Gerçekten harika birgün geçirdim..Çok sevdiğim arkadaşlarıma gittik.Bir bebekleri olsu bundan tam 28 gün önce.Böyle bir bebek yokkk!! sanki yaka iğnesi gibi bişey:)))Gün boyu onunla vakit geçirdikten sonra ben işe gittim ve eve geldim...Uyku gözümden akıoooooooo....Kibrit çöpü yerleştirecem göz kapaklarıma..Sanırım yakışır:)))
mucizelerle dolu hafta diliyorummm hepinize,hepimizeeeeeeeeeeeeee
Haftasonunu size sağlam uykuzu kafayla yazacağım...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)