AYAKLAR BAŞ, BAŞLAR AYAK OLDU ARTIK
Eski,çocukluk yıllarımla şimdiki yılları karşılaştırınca ne çok değişti. Arkadaşlıklar, ilişkiler, aşka saygı, çocuk yetiştirilmesi, büyüklere saygı, topluma saygı ve daha niceleri.
Şimdi ayaklar baş, başlar ayak oldu artık. Değer yargıları sıfıra iniyor her konuda. Öyle ki, ailenin soyu sopu, kökleri nerelerden olduğu gözetmeksizin her cebini dolduran (kara veya ak para), magazin dünyasında "cemiyet hayatı" diye tabir edilen aleme dalabiliyor. Bir sürü imkan dahilinde;
*Zengin bir koca veya eş (iç güveysi durumundan hallice), zengin ve magazinsel bir sevgili ile gazetelerde boy göstererek tanınmak şartı ile, sonrasında bir başka yağlı kapıya dadanmak. Ya da diğerinin kafasını kopartmak. İşte şimdiki devrin aşkları bu mu oluyor? Aşk bu mu şimdi! Kocalar boynuzluyor, kadınlar da boynuzlayabiliyor hatta.... Geçen yazılarımda da yazdığım gibi sapkın ilişkiler vb. Aldatan kocanın aldatıyor olması bir sorun teşkil etmiyor... Çünkü kocanın görevi zaten çalışmak ve eve para getirmek. Çünkü marka almak lazım, sosyeteyle yarışmak lazım ya da sosyete gibi yaşamaya çalışmak lazım. Artık zaten yüz sene olmuş evleneli. Koca, özelinde ne hali varsa görsün aslında, tapulu mal durumu, yıllardır süren bir evlilik, ee bir de çocuklar da var garanti babında. Sıkını yok. Ya da bir çocuk peydahlamak zengin sevgiliden gibi gibi bir dolu plan ,proje ilişkisi, beyinde belirtilen koordinatlar dahilinde stratejik hareketlerle yol almak.
Kızım ilkokula başladığı zaman okulun ilk haftasında bana gelip,"Anneciğim senin Prada marka çantan var mı?" diye sorduğu anda başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. “Kızım sen nereden duydun Prada'yı?” dedim. Bilmem servis aracındaki yanımda oturan kız arkadaşım sordu dedi. Onun annesi Prada giyermiş seni sordu bana dedi. Dikkatinizi çekmek istiyorum o sırada sanırım 4,5 -5 yaşındaydı. Ben o anda kızıma nasıl bir konuşma yaptığımı şu anda oturup buradan yazmayacağım, ama gereken mesajı şükür ki anlamıştı ve umarım değişmez. Çok defa bunu düşündüm ve dedim ki; demek bu aile veya aileler çocuklarının önünde şöyle diyalog yaşıyor;
-Kocacım bak Prada çanta aldım.
-Karıcım aaa ne banelsin bu ara herkes Gucci alıyor (markaları inanın bana atıyorum lafın gelişi, takip etmem fazla bu işleri çünkü)
Eeee o sırada Barbie oynayan kız çocuğu kulak misafiri oluyor ister istemez diyor ki;
-Hımmmm... demek bunlar moda, ben öğreneyim bari iyice okulda hava atarım.
Ülkemizde inanılmaz başarılı modacılarımız varken, genellikle çoğu yurt dışından almayı tercih ediyor. İtalyan veya Fransız modacılar tercih sebebi. Hatta gidip bazı markaları yurt dışından alıp sonrasında geldiklerinde NY'dan alışveriş yaptım diye caka sattıkları anlarda, bir anda “made in Turkey” yazısını görüp şoka girenleri de bilirim... Neler üretiliyor oysa ülkemizdeki tekstil fabrikalarında ve yurtdışına yollanıyor. Bununla gurur duymaları gerekirken.
Bu kadar konuşuyorum da ben hiç mi marka giymem? Elbette giyerim, severim de ama saplantım yoktur asla. Zamanında ailemden her şeyin en güzelini, en kalitelisini dozunda gördüm çok şükür. Hazmetmek o denli önemli ki bence. Bu tarz insanlarda maalesef hazım bozukluğu olduğu kanısındayım. Bazı tanıdıklarım var ve ben sohbetlerine bazen tahammül edemiyorum. Sebebi; ayakkabı alırsam "Christian Louboutin" alırım, valla başka giyemiyorum topuklarımı acıtıyor diğer markalar” Eeee be kadın evlenmeden önce ne giyiyordun sen baba evindeyken? Bilmiyor muyuz sanki be kardeşim. Komik valla ya.
Bundan uzun seneler evvel ismi lazım değil, hayatımda çok önem verdiğim bir arkadaşım vardı. Özünde çok iyiydi ancak, tek kusuru maalesef aileden kaynaklanıyor olsa gerek (parayı sonradan bulmuşlardı çünkü) fazlasıyla marka düşkünü oluşuydu. Marka olmayan bir şeyi asla giymezdi, kınardı falan insanları. Ben bu işe gıcık olurdum içten içe. Bir gün ona bir ders vermeye karar verdim ve özel olarak pazara gittim. Kendisine hediye olarak, şu anda anımsamıyorum ama dünyaca tanınan bir markanın birebir taklidi bir sweat-shirt aldım. Bir güzel paket yaptım ve ona verdim.
Size yemin ediyorum koca yaz ne zaman karşılaşsak neredeyse her defasında üzerinde o pazardan aldığım kıyafet vardı, marka ya üzerinden çıkartmadı. 2-3 sene sonra ona gerçeği itiraf ettiğimde yüzünü görmenizi isterdim. Önce biraz kızdı bana ama sonra kendi haline gülmeye başladı ve bir daha asla marka saplantısı olmadı. Çünkü anladı ki insanın aslında kendi özgüveni, duruşudur önemli olan. Hani derler ya sen asilsen çuval giysen de yakışır.
Sağlığınız, huzurunuz yerinde, sevdikleriniz dibinizde, paranız cebinizde olsun.
Orada yazdım,burada yazdım.Seven oldu, kızan oldu belki yazdıklarıma;şimdi dedimki tamamen bana özel bir günlüğüm olsun ve canımın istediğini,beni sevindireni,beni üzeni,beni kızdıranı,beni heyecanlandıranı,beni aşık edebilen olursa onu,beni aldatan olursa onu vb. yazayım:))
30 Kasım 2010 Salı
23 Kasım 2010 Salı
BABALAR VE KIZLARI (Alıntıdır)Ama muhteşemdir!:(
DOĞDUĞUN GÜN
BABA: Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Ne kadar
güzel gülümsüyor. Hoşgeldin Dünya''''ma minik prensesim
MİNİK PRENSESİ: Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 YAŞINDA
BABA:Prensesim benim, güzel minik prensesim.
Söyle bakalım baban sana ne alsın?
MİNİK PRENSESİ: En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep
benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 YAŞINDA
BABA:Gittikçe yaramaz oluyor, kime cekti bu kız?
Onunla zaman geçirmeye bayılıyorum.
MİNİK PRENSESİ:Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi bir erkekle
evleneceğim. Onunla zaman geçirmeye bayılıyorum.
15 YAŞINDA
BABA:Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu
gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
MİNİK PRENSESİ: Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit
geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür
olacağım?
20 YAŞINDA
BABA:Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da
kazanmaya başladı ya, bana ihtiyaci kalmadı tabi. Uzun zamandır tatlı
bir-iki laf geçmedi aramızda. Zaten evi de sürekli erkekler arıyor.
Galiba Minik prensesim elden gidiyor.
MİNİK PRENSESİ: Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. Hele geçen
gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli?
Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım.
Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 YAŞINDA
BABA:Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor.. Zaten aramız
eskisi gibi değildi. Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.
MİNİK PRENSESİ: Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne
lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden
yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 YAŞINDA
BABA: Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem
torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize
gelemiyorlar ki...
MİNİK PRENSESİ: Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok
üzgün geldi sesi. Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 YAŞINDA
BABA: Minik prensesim benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona
göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben
yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni
beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
MİNİK PRENSESİ: Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. Sürekli bir
şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya ona
bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 YAŞINDA
BABA: Minik prensesimin mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada
gitmeyeceğim.Her şeyi kendi başardı. Onunla çok gurur duyuyorum.
MİNİK PRENSESİ: Babam icin çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır
değilim.İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah''''ım onu benden alma!
50 YAŞINDA
BABA: Hiç bir zaman seni ne kadar çok sevdiğimi unutma Minik prensesim! Ne
kadar uzağada gitsem hep seni gözlüyor ve koruyor olacağım.Elveda Minik
prensesim.
MİNİK PRENSESİ: Beni sensiz bırakamazsın baba.
Ben kimin omuzlarında ağlayacağım,
kim tüm kalbiyle koşacak yardımıma?
Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol.
Ve hep yanımda olduğunu hissettir.
Sensiz ne yapacağımı bilmiyorum ben baba ?
55 YAŞINDA
KRALI ARTIK UZAKLARDA OLAN MİNİK PRENSES:
Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. Keşke seni hiç üzmeseydim
diyemiyorum, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorum.
Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni çok sevdiğimi asla unutma baba...
SENİ ÇOK ÖZLÜYORUM BABACIĞIM, SENİ ÇOK ÖZLÜYORUM..
BABA: Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Ne kadar
güzel gülümsüyor. Hoşgeldin Dünya''''ma minik prensesim
MİNİK PRENSESİ: Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 YAŞINDA
BABA:Prensesim benim, güzel minik prensesim.
Söyle bakalım baban sana ne alsın?
MİNİK PRENSESİ: En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep
benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 YAŞINDA
BABA:Gittikçe yaramaz oluyor, kime cekti bu kız?
Onunla zaman geçirmeye bayılıyorum.
MİNİK PRENSESİ:Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi bir erkekle
evleneceğim. Onunla zaman geçirmeye bayılıyorum.
15 YAŞINDA
BABA:Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu
gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
MİNİK PRENSESİ: Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit
geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür
olacağım?
20 YAŞINDA
BABA:Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da
kazanmaya başladı ya, bana ihtiyaci kalmadı tabi. Uzun zamandır tatlı
bir-iki laf geçmedi aramızda. Zaten evi de sürekli erkekler arıyor.
Galiba Minik prensesim elden gidiyor.
MİNİK PRENSESİ: Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. Hele geçen
gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli?
Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım.
Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 YAŞINDA
BABA:Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor.. Zaten aramız
eskisi gibi değildi. Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.
MİNİK PRENSESİ: Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne
lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden
yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 YAŞINDA
BABA: Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem
torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize
gelemiyorlar ki...
MİNİK PRENSESİ: Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok
üzgün geldi sesi. Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 YAŞINDA
BABA: Minik prensesim benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona
göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben
yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni
beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
MİNİK PRENSESİ: Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. Sürekli bir
şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya ona
bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 YAŞINDA
BABA: Minik prensesimin mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada
gitmeyeceğim.Her şeyi kendi başardı. Onunla çok gurur duyuyorum.
MİNİK PRENSESİ: Babam icin çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır
değilim.İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah''''ım onu benden alma!
50 YAŞINDA
BABA: Hiç bir zaman seni ne kadar çok sevdiğimi unutma Minik prensesim! Ne
kadar uzağada gitsem hep seni gözlüyor ve koruyor olacağım.Elveda Minik
prensesim.
MİNİK PRENSESİ: Beni sensiz bırakamazsın baba.
Ben kimin omuzlarında ağlayacağım,
kim tüm kalbiyle koşacak yardımıma?
Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol.
Ve hep yanımda olduğunu hissettir.
Sensiz ne yapacağımı bilmiyorum ben baba ?
55 YAŞINDA
KRALI ARTIK UZAKLARDA OLAN MİNİK PRENSES:
Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. Keşke seni hiç üzmeseydim
diyemiyorum, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorum.
Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni çok sevdiğimi asla unutma baba...
SENİ ÇOK ÖZLÜYORUM BABACIĞIM, SENİ ÇOK ÖZLÜYORUM..
22 Kasım 2010 Pazartesi
BİRKAÇ BARDAK VOTKADAN SONRA HATIRLANAN SEVGİLİLER!
BİR KAÇ BARDAK VOTKADAN SONRA HATIRLANAN SEVGİLİLER!
Özellikle biz kızların arasında daha yaygın olduğunu düşünüyorum bu durumun. Hayatınızda birisi vardır; ya sabittir,ya da on&off süren bir ilişki içerisindesinizdir belkide.
Ya da hayatınızda aslında olmaması gerektiğini bilir, ancak karşı koyamazsınız. Bu muhtemel durum bir kaç bardak votkadan sonra olur genellikle...
Alırsınız telefonunuzu ve içinizde biriktirdiğiniz ne varsa,o anda mesaj bombardmanı başlatırsınız adama!....
Aslında bilirsiniz o mesaj atılmamalıdır,ya da mesajlar.....
İşte alkol bu ya şişede durduğu gibi durmaz!... Sarhoş değilsiniz,gayet bilinçlisiniz... Ancak, irade malesef zayıflamış durumdadır.
Ya da dedim ya birikim vardır,belki de özlem,belki de kin belki nefret..... Belkiler silsilesi gece boyu hatta belki de sabaha dek devam eder mesajlarla....
Cevap gelirse hemen size o zaman güzel.... Peki bir de cevap gelmezse?.....
İşte o zaman eğlenceye devam edersiniz,evinize gider uyursunuz bir güzel.. Fakat sabah uyandığınız vakit aklınıza yolladığınız mesaj ve alamadığınız cevap gelince duyduğunuz pişmanlık!....Bazen bunun diğer kendine moral verme taktiği de ,gündüz vakti yine bir mesaj çekip;"ya başkasına çekeceğime sana mesaj çekmişim kusura bakma" demektir....Bu iğrenç bir avunma yönetimidir:)
Neyse gece gelmeyen cevap....Sabah uyanınca duyulan pişmanlık ve....Off işte o zaman çok fena.. Hemen kız arkadaşlardan en yakın olan aranır ve şöyle bir konuşma yaşanır genellikle;
Kızım ben dün gece çok fena bişey yaptım...
Ne oldu?
Çıkmıştık akşam ve 2 votka tonik içtim,aklıma geldi o adi adam (adam adidir artık çünkü cevap gelmemiştir)ve ben mesaj attım ona yaa!....
Off be kızım ah ya ben olsaydım yanında attırmazdım. (bu arada o olsada zaten kafaya koyulursa mesaj atılır zaten,gerekirse gizli atılır)
eee cevap geldi mi?
Sorma kızım cevap gelmedi,kimbilir ne halt yiyordur zaten.Aman be ben akıllanmam kızım ama artık bu sondur bir daha asla olmayacak böyle bişey söz veriyorum. Kıymetimi bilecem artık.
Tabi ya sen kim,o kim kızım kendine gel Allah aşkına ya..Allah'ın kırosu zaten.Haketmiyor seni
Bu arada,cevap gelmiş olsaydı adamdan hepimiz biliyoruz ki, durum başka olacaktı. Demin yazdığım diyalog "ah ne şeker cevap yazmış bak ya diyerek "belki de mesaj tekrar tekrar yüzümüzde gevrek gevrek bir sırıtma ifadesiyle okunacak,hatta okunmaya doyulamayacaktır....
Biz bayanlar da yapmıyoruz bunu aslında sadece,erkekler de yapıyorlar. Bunu,yakın erkek arkadaşlarımdan gayet iyi biliyorum....Hatta mesajla yetinmeyip,aramalar,belki de kapıya dayanmalara dahi şahit olduk arkadaşlarımızdan.Veya kızın gittiği mekana gidip karşısına dikilemelere kadar abartanlar da oluyor elbet...
Bu işe son çözüm olarak tek bişey geliyor aklıma o da; birinci bardaktan sonra,irade zayıflama belirtileri sinyali verince,hemen cep telefonu yakınlarımızdaki yakın arkadaşımıza teslim edilecek,özellikle de "telefonumu senden istersem, bana sakın verme" diye özellikle tembih edilecek....
Ahh kızlar ahh hiç adam olmayız malesef. Biz bu affedici halimizden,kin tutmayan tavırlarımızdan vazgeçmediğimiz sürece emin olun hep böyle mesaj pişmanlıkları yaşamaya devam ederiz..
Sağlığınız ve huzurunuz yerinde,sevdikleriniz dibinizde,paranız ve CEP TELEFONUNUZ daima cebinizde olsun:)))))
Özellikle biz kızların arasında daha yaygın olduğunu düşünüyorum bu durumun. Hayatınızda birisi vardır; ya sabittir,ya da on&off süren bir ilişki içerisindesinizdir belkide.
Ya da hayatınızda aslında olmaması gerektiğini bilir, ancak karşı koyamazsınız. Bu muhtemel durum bir kaç bardak votkadan sonra olur genellikle...
Alırsınız telefonunuzu ve içinizde biriktirdiğiniz ne varsa,o anda mesaj bombardmanı başlatırsınız adama!....
Aslında bilirsiniz o mesaj atılmamalıdır,ya da mesajlar.....
İşte alkol bu ya şişede durduğu gibi durmaz!... Sarhoş değilsiniz,gayet bilinçlisiniz... Ancak, irade malesef zayıflamış durumdadır.
Ya da dedim ya birikim vardır,belki de özlem,belki de kin belki nefret..... Belkiler silsilesi gece boyu hatta belki de sabaha dek devam eder mesajlarla....
Cevap gelirse hemen size o zaman güzel.... Peki bir de cevap gelmezse?.....
İşte o zaman eğlenceye devam edersiniz,evinize gider uyursunuz bir güzel.. Fakat sabah uyandığınız vakit aklınıza yolladığınız mesaj ve alamadığınız cevap gelince duyduğunuz pişmanlık!....Bazen bunun diğer kendine moral verme taktiği de ,gündüz vakti yine bir mesaj çekip;"ya başkasına çekeceğime sana mesaj çekmişim kusura bakma" demektir....Bu iğrenç bir avunma yönetimidir:)
Neyse gece gelmeyen cevap....Sabah uyanınca duyulan pişmanlık ve....Off işte o zaman çok fena.. Hemen kız arkadaşlardan en yakın olan aranır ve şöyle bir konuşma yaşanır genellikle;
Kızım ben dün gece çok fena bişey yaptım...
Ne oldu?
Çıkmıştık akşam ve 2 votka tonik içtim,aklıma geldi o adi adam (adam adidir artık çünkü cevap gelmemiştir)ve ben mesaj attım ona yaa!....
Off be kızım ah ya ben olsaydım yanında attırmazdım. (bu arada o olsada zaten kafaya koyulursa mesaj atılır zaten,gerekirse gizli atılır)
eee cevap geldi mi?
Sorma kızım cevap gelmedi,kimbilir ne halt yiyordur zaten.Aman be ben akıllanmam kızım ama artık bu sondur bir daha asla olmayacak böyle bişey söz veriyorum. Kıymetimi bilecem artık.
Tabi ya sen kim,o kim kızım kendine gel Allah aşkına ya..Allah'ın kırosu zaten.Haketmiyor seni
Bu arada,cevap gelmiş olsaydı adamdan hepimiz biliyoruz ki, durum başka olacaktı. Demin yazdığım diyalog "ah ne şeker cevap yazmış bak ya diyerek "belki de mesaj tekrar tekrar yüzümüzde gevrek gevrek bir sırıtma ifadesiyle okunacak,hatta okunmaya doyulamayacaktır....
Biz bayanlar da yapmıyoruz bunu aslında sadece,erkekler de yapıyorlar. Bunu,yakın erkek arkadaşlarımdan gayet iyi biliyorum....Hatta mesajla yetinmeyip,aramalar,belki de kapıya dayanmalara dahi şahit olduk arkadaşlarımızdan.Veya kızın gittiği mekana gidip karşısına dikilemelere kadar abartanlar da oluyor elbet...
Bu işe son çözüm olarak tek bişey geliyor aklıma o da; birinci bardaktan sonra,irade zayıflama belirtileri sinyali verince,hemen cep telefonu yakınlarımızdaki yakın arkadaşımıza teslim edilecek,özellikle de "telefonumu senden istersem, bana sakın verme" diye özellikle tembih edilecek....
Ahh kızlar ahh hiç adam olmayız malesef. Biz bu affedici halimizden,kin tutmayan tavırlarımızdan vazgeçmediğimiz sürece emin olun hep böyle mesaj pişmanlıkları yaşamaya devam ederiz..
Sağlığınız ve huzurunuz yerinde,sevdikleriniz dibinizde,paranız ve CEP TELEFONUNUZ daima cebinizde olsun:)))))
KADININ SALAĞA YATANI MI?, GERÇEKTEN SALAK OLANI MI ?, YOKSA AKILLISI MI MAKBÜLDÜR
KADININ SALAĞA YATANI MI?, GERÇEKTEN SALAK OLANI MI ?, YOKSA AKILLISI MI MAKBÜLDÜR?
SALAK KADIN=MUTLU KADIN
SALAĞA YATAN KADIN= ESKİSİNDEN DAHA MUTLU OLACAK KADIN AKILLI KADIN=MUTSUZ KADIN
Bakar bakar dururum etrafıma yıllardır,gözlemlerim ilişkileri hep. Hatta sorguladım kendi ilişkilerimi de yıllar boyu...
Ben kendimi biliyorum.Yapımı gayet iyi farkındayım aslında.
Ben eskiden böyle değildim belki, ama son yıllarda daha da asiyim,daha düşkünüm özgürlüğüme....
Hem insan istiyor hayatında birisi olsun "mutlu olmak bizim de hakkımız değil mi Orhan baba hesabı:)"
Ama sonra da o kadar alışmışız ki tek başımıza ayakta durmaya,o kadar alışmışız ki her karşımıza çıkan kapıyı yardımsız açmaya!.... O sebeple bizim gibileri taşıması zordur!....
O kadar eminiz ki yalnız olmak bize tık demez!..
Kolay da olmuyor zaten birilerinin bizlere gelip de yaklaşabilmesi... Adamlar bilmezler ki aslında biz gibi kadınlar ilgiyi severler,şefkati severler belki de bazen kedi gibidirler.. Bazen de kaplan gibi tehlikeli de olabilir miyiz acaba??.....
Zaten, bir geçek var ki; seçilen olmaz asla bizler gibi kadınlar,daima seçerler.... Bunu zaten daha evvelki yazımda dile getirmiştim hatırlarsanız.
Doğruyu mu seçerler?.....
yakışanı mı seçerler hep? orası tartışılır elbet.....
O an frekans o denli mühimdir ki,yaralı ama güçlü kadınlar sadece o andaki frekansa bakarlar.... O' az tutan ince frekansa bakarlar....
Şimdi benim sorguladığım durum başlıkta da sorduğum soru..... "kadının hangisi makbüldür?"
1. kadınımız akıllıdır. Herşeyi, tabiri caizse çakozlar. Aldatılıyorsa ilişkisinde anında uyanır; ya tırnaklarını çıkartır, ya da vampir dişlerini çıkartır...
Zaten o ilişkisi genelde uzun sürmez. Süremez,tahammül edemez çünkü salak yerine konmaya.
Mesela; flört döneminin başlangıcında bile olabilirler o da farketmez...
Bir mekanda gayet güzel eğlenirlerken adamın başka bir kız arkadaşı gelir,adam iki kadını tanıştırabilir bile. Çünkü yok ya çekinecek bir durum (tipik pişkin adam) Sonra esas kadına der ki ; "ben sen buradayken çok huzursuzum işimle ilgilenemiyorum hayatım,seni eve bıraksam? bende biraz işlerime bakayım,sonra evime geçerim ve seni ararım zaten"
İşte 1. KADIN orda ; ya kıyameti kopartacak "yahu alnımda salak mı yazıyor benim? ben farkında değil miyim bu sözde arkadaşın olarak masamıza gelen kadının geldiğinden beri beni evime yollamaya çalıştığını anlamıyor muyum sanki?" diyecek...
Mekan terk edilerek ,bir daha asla telefonlara cevap verilmeden,olayın üstüne su içilecek.......
Ya da 2. KADIN KARAKTERİ VAR "evet haklısın bende farketmiştim zaten,tamam canım. Sen hallet işlerini eve geçince ararsın. Yarın birşeyler yaparız,hiç sorun değil" der. Şimdiiiiiiii, bunu gerçekten herşeyi farkında olup da yapan kadın,aslında dişlerini hemen göstermek istemeyen,bir son şansı da hakkediyor,bu sefer ciyaklama,cadılığın hemen anlaşılmasın telkiniyle " SALAĞA YATAN AKILLI KADIN" oluyor.
Ama bir de bunun gibi daha bir çok örnek verebileceğim durum söz konusu olduğunda;neler geliyor aklıma neler....
Gerçekten sanki sinirleri alınmış bir şekilde tuhafça davranışlar sergileyen kadınlarda var.... Mesela eşi tarafından binlerce,yüzbinlerce kez aldatılıyor olan ,cümle alemin konunun bilincinde olduğu,kadınında gayet net ve açık bilgi ve donanım sahibi olduğu ne ev kadınlarını da biliriz.
Onlar mı salaklar?......
Yoksa dişlerini gösterebilenler mi salak?....
Yoksa aslında akıllı olup da,salağa yatanlar mıdır en kıymet görecek olan?.....
Bilemedim gitti......
İtiraf ediyorum; "BEN, SALAĞA YATANLARDANIM ARTIK!....." Ama kısa dönem dayanabilirim ondan eminim.
Bunun sebebi ise,aslında ben biraz dalga geçmek istiyorum sanırım karşımdakinle...Bırakacağım bundan sonra,beni salak sansınlar. Ben güleceğim arkasından gelecekteki sevgilimin.
Sonra birde birşeyi daha öğrendim ki artık,asla bir erkeğe "ben hallederim,ben yaparım kendi işimi gerek yok ya" denmeyecek!
Çünkü adamlar bir ampulü bile dahi takarken mutlu olabiliyor "vay be ben ne erkeğim hesabı".....
Demek ki artık "bırak ben değiştiririm ampulu bile demek yok!"....
Kısacası diyeceğim şudur ki;
"Maç mı var hayatım?, toplantın mı var?,işlerin çok mu yoğundu?, çalıştığın için mi cebin kapalıydı?, hay Allah demek babaannen hastalandı?hayatım ben bilemedim ampülü patladı evin yardımcı olur musun?" gibi cümlelerini ince ince içimizden gülerek de olsa daha sık kullanacağız...
Sağlığınız ve salaklığınız daima yerinde olsun!!Zaten o zaman huzurunuz da olacaktır:))
SALAK KADIN=MUTLU KADIN
SALAĞA YATAN KADIN= ESKİSİNDEN DAHA MUTLU OLACAK KADIN AKILLI KADIN=MUTSUZ KADIN
Bakar bakar dururum etrafıma yıllardır,gözlemlerim ilişkileri hep. Hatta sorguladım kendi ilişkilerimi de yıllar boyu...
Ben kendimi biliyorum.Yapımı gayet iyi farkındayım aslında.
Ben eskiden böyle değildim belki, ama son yıllarda daha da asiyim,daha düşkünüm özgürlüğüme....
Hem insan istiyor hayatında birisi olsun "mutlu olmak bizim de hakkımız değil mi Orhan baba hesabı:)"
Ama sonra da o kadar alışmışız ki tek başımıza ayakta durmaya,o kadar alışmışız ki her karşımıza çıkan kapıyı yardımsız açmaya!.... O sebeple bizim gibileri taşıması zordur!....
O kadar eminiz ki yalnız olmak bize tık demez!..
Kolay da olmuyor zaten birilerinin bizlere gelip de yaklaşabilmesi... Adamlar bilmezler ki aslında biz gibi kadınlar ilgiyi severler,şefkati severler belki de bazen kedi gibidirler.. Bazen de kaplan gibi tehlikeli de olabilir miyiz acaba??.....
Zaten, bir geçek var ki; seçilen olmaz asla bizler gibi kadınlar,daima seçerler.... Bunu zaten daha evvelki yazımda dile getirmiştim hatırlarsanız.
Doğruyu mu seçerler?.....
yakışanı mı seçerler hep? orası tartışılır elbet.....
O an frekans o denli mühimdir ki,yaralı ama güçlü kadınlar sadece o andaki frekansa bakarlar.... O' az tutan ince frekansa bakarlar....
Şimdi benim sorguladığım durum başlıkta da sorduğum soru..... "kadının hangisi makbüldür?"
1. kadınımız akıllıdır. Herşeyi, tabiri caizse çakozlar. Aldatılıyorsa ilişkisinde anında uyanır; ya tırnaklarını çıkartır, ya da vampir dişlerini çıkartır...
Zaten o ilişkisi genelde uzun sürmez. Süremez,tahammül edemez çünkü salak yerine konmaya.
Mesela; flört döneminin başlangıcında bile olabilirler o da farketmez...
Bir mekanda gayet güzel eğlenirlerken adamın başka bir kız arkadaşı gelir,adam iki kadını tanıştırabilir bile. Çünkü yok ya çekinecek bir durum (tipik pişkin adam) Sonra esas kadına der ki ; "ben sen buradayken çok huzursuzum işimle ilgilenemiyorum hayatım,seni eve bıraksam? bende biraz işlerime bakayım,sonra evime geçerim ve seni ararım zaten"
İşte 1. KADIN orda ; ya kıyameti kopartacak "yahu alnımda salak mı yazıyor benim? ben farkında değil miyim bu sözde arkadaşın olarak masamıza gelen kadının geldiğinden beri beni evime yollamaya çalıştığını anlamıyor muyum sanki?" diyecek...
Mekan terk edilerek ,bir daha asla telefonlara cevap verilmeden,olayın üstüne su içilecek.......
Ya da 2. KADIN KARAKTERİ VAR "evet haklısın bende farketmiştim zaten,tamam canım. Sen hallet işlerini eve geçince ararsın. Yarın birşeyler yaparız,hiç sorun değil" der. Şimdiiiiiiii, bunu gerçekten herşeyi farkında olup da yapan kadın,aslında dişlerini hemen göstermek istemeyen,bir son şansı da hakkediyor,bu sefer ciyaklama,cadılığın hemen anlaşılmasın telkiniyle " SALAĞA YATAN AKILLI KADIN" oluyor.
Ama bir de bunun gibi daha bir çok örnek verebileceğim durum söz konusu olduğunda;neler geliyor aklıma neler....
Gerçekten sanki sinirleri alınmış bir şekilde tuhafça davranışlar sergileyen kadınlarda var.... Mesela eşi tarafından binlerce,yüzbinlerce kez aldatılıyor olan ,cümle alemin konunun bilincinde olduğu,kadınında gayet net ve açık bilgi ve donanım sahibi olduğu ne ev kadınlarını da biliriz.
Onlar mı salaklar?......
Yoksa dişlerini gösterebilenler mi salak?....
Yoksa aslında akıllı olup da,salağa yatanlar mıdır en kıymet görecek olan?.....
Bilemedim gitti......
İtiraf ediyorum; "BEN, SALAĞA YATANLARDANIM ARTIK!....." Ama kısa dönem dayanabilirim ondan eminim.
Bunun sebebi ise,aslında ben biraz dalga geçmek istiyorum sanırım karşımdakinle...Bırakacağım bundan sonra,beni salak sansınlar. Ben güleceğim arkasından gelecekteki sevgilimin.
Sonra birde birşeyi daha öğrendim ki artık,asla bir erkeğe "ben hallederim,ben yaparım kendi işimi gerek yok ya" denmeyecek!
Çünkü adamlar bir ampulü bile dahi takarken mutlu olabiliyor "vay be ben ne erkeğim hesabı".....
Demek ki artık "bırak ben değiştiririm ampulu bile demek yok!"....
Kısacası diyeceğim şudur ki;
"Maç mı var hayatım?, toplantın mı var?,işlerin çok mu yoğundu?, çalıştığın için mi cebin kapalıydı?, hay Allah demek babaannen hastalandı?hayatım ben bilemedim ampülü patladı evin yardımcı olur musun?" gibi cümlelerini ince ince içimizden gülerek de olsa daha sık kullanacağız...
Sağlığınız ve salaklığınız daima yerinde olsun!!Zaten o zaman huzurunuz da olacaktır:))
BİZLER NE İHTİMALİNİ SEVDİK?...
Merhabalar sevgili okuyucular;arkadaşlar,dostlar,tanıdığım veya tanımadıklarım ya da tanıyacaklarım:) öncelikle belirtmek istiyorum ki bundan 15 gün kadar evvel malesef yıllardır sahip olduğum msn adresim hacklendi..Ardından yeni aldığım msn adresi de gitti ve o da yetmezmiş gibi facebook accountumda hacklendi:((Gerçekten de insanların işinin gücünün olmaması üzücü tabi..Boş beyinler vakitlerini keşke başka işlere harcasalar bu kadar cahil insan da olmazdı bu şekilde ülkemizde..Daha da gelişirdik..Kimin yada kimlerin yaptığını öğrenmediğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz:))PERİ ben...
Tabiki öğrendim ama Allah'a havale edebiliriz ancak...:)
Demek istediğim facebookumdaki listemde olan arkadaşlarımdan bir çoğu bana darıldıklarını ifade eden msj.lar atmışlar onları sildiğimi zannedip:((Herkese açıklama yapmış olmak istedim buradan..Kimseyi silmedim arkadaşlar!..
Neyse bugün bir arkadaşım facebookdaki sayfasına bir şiir yollamış..Yılmaz Erdoğan'ın muhteşem şiirlerinden birisiydi..Hani;"ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim" dediği şiirini.
Derken,biraz haylazca olan tipik düşüncelerim beynimde şimşekler çaktırdı ve acaba ben ne gibi ihtimalleri sevmiştim zaman zaman,neler geçti aklımdan,hangi ihtimaller diye düşünürken bir anda statusümde bişeyler karalayama başladım.
Ne miydi onlar;
Ben senin birgün adam olabilme ihtimalini sevdim,olamayacağını bilsem de:)
Ben,senin bir gün tek eşli yaşayabilme ihtimalini sevdim!..Bunun ancak sen 90 yaşına geldiğinde olacağını bilsem de:))
ben senin alkolü bırakma ihtimalini sevdim,alkol seni bırakmasa da:))
Ben senin,suratına tükürebilme ihtimalimi sevdim:) tükürüğüme yazık olacağını bilsem de:))
Ben senin sürünen halini görebilme ihtimalimi sevdim:))
sürünürken bende işi kolaylaştırmak için sana süpürge olacağımı bilerek!
Ben,senin o boyun kadar puronu burnundan sokabilme ihtimalimi sevdim:)
Ben senin bir gece vakti çorbacıda falan birinden dayak yeme ihtimalini sevdim..:)Ağzın burnun dağılınca seni ziyaret etmeyecek olsam da:)))
Ben,senin her gün değiştirdiğin ucuz kadınlardan birinden hastalık kapma ihtimalini sevdim!:) sana "ee atın ölümü arpadan usta diyeceğimi bilerek:)
Ben,senin bir gün kapının önünde çulsuz kalacağın günü görebilme ihtimalimi sevdim!işin gücün bar,pavyon,karı kız olduğunu bildiğim için!..
Ben senin mekan kapılarında ooo hoşgeldiniz değil de kusura bakma kerdeş giremessin denme ihtimallerini seviyorum!Çünkü yakında beş kuruşsuz kalınca senin maskeni toplamaya gelicez...
Ben,yıllar geçip de o kimdi yaa deme ihtimalini sevdimm..
haa hatırladım o hangi darülacize de şimdi deme ihtimalimi seviyorum...
Ben evin altından eskiden beni tavlarken dinlediğimiz şarkıyı bangır bangır çalarak geçme ihtimalini sevdim..Artık ben horul horul uyuyor olsam da:)
Ben,sen arkadaşlarına geçmişinden bahsederken ya onun kıymetini gerçekten de bilmedim ihtimalini sevdim..Artık çok geç olsa bile:)
Ben,gördüğün gerçek sevgilerde de biz de böyle olabilirdik diyebilme ihtimalini sevdim...Artık sen 75 yaşına geldiğinde:)
Ben,senin sarhoş dağınık karıyla kızla barlarda geceleri yerlere düşen halini görme ihtimalimi seviyorum:)
Ben,senin msj.la,telefonla tacizlerine yalvarmalarına HAYIR başka kapıya deme ihtimalimi sevdim:)
YAAA ASLINDA BEN KENDİMİ ÇOKK SEVDİMMM :))))seviyorumm daaaa:)))
BÜTÜN KIZ ARKADAŞLARIMDAN FİKİRLER ALARAK,HEPSİNDEN BİRER DÜŞÜNCE İLE YAZDIĞIM BU YAZIM HER ERKEĞE KISMEN İTHAF OLABİLİR:))
Tabiki öğrendim ama Allah'a havale edebiliriz ancak...:)
Demek istediğim facebookumdaki listemde olan arkadaşlarımdan bir çoğu bana darıldıklarını ifade eden msj.lar atmışlar onları sildiğimi zannedip:((Herkese açıklama yapmış olmak istedim buradan..Kimseyi silmedim arkadaşlar!..
Neyse bugün bir arkadaşım facebookdaki sayfasına bir şiir yollamış..Yılmaz Erdoğan'ın muhteşem şiirlerinden birisiydi..Hani;"ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim" dediği şiirini.
Derken,biraz haylazca olan tipik düşüncelerim beynimde şimşekler çaktırdı ve acaba ben ne gibi ihtimalleri sevmiştim zaman zaman,neler geçti aklımdan,hangi ihtimaller diye düşünürken bir anda statusümde bişeyler karalayama başladım.
Ne miydi onlar;
Ben senin birgün adam olabilme ihtimalini sevdim,olamayacağını bilsem de:)
Ben,senin bir gün tek eşli yaşayabilme ihtimalini sevdim!..Bunun ancak sen 90 yaşına geldiğinde olacağını bilsem de:))
ben senin alkolü bırakma ihtimalini sevdim,alkol seni bırakmasa da:))
Ben senin,suratına tükürebilme ihtimalimi sevdim:) tükürüğüme yazık olacağını bilsem de:))
Ben senin sürünen halini görebilme ihtimalimi sevdim:))
sürünürken bende işi kolaylaştırmak için sana süpürge olacağımı bilerek!
Ben,senin o boyun kadar puronu burnundan sokabilme ihtimalimi sevdim:)
Ben senin bir gece vakti çorbacıda falan birinden dayak yeme ihtimalini sevdim..:)Ağzın burnun dağılınca seni ziyaret etmeyecek olsam da:)))
Ben,senin her gün değiştirdiğin ucuz kadınlardan birinden hastalık kapma ihtimalini sevdim!:) sana "ee atın ölümü arpadan usta diyeceğimi bilerek:)
Ben,senin bir gün kapının önünde çulsuz kalacağın günü görebilme ihtimalimi sevdim!işin gücün bar,pavyon,karı kız olduğunu bildiğim için!..
Ben senin mekan kapılarında ooo hoşgeldiniz değil de kusura bakma kerdeş giremessin denme ihtimallerini seviyorum!Çünkü yakında beş kuruşsuz kalınca senin maskeni toplamaya gelicez...
Ben,yıllar geçip de o kimdi yaa deme ihtimalini sevdimm..
haa hatırladım o hangi darülacize de şimdi deme ihtimalimi seviyorum...
Ben evin altından eskiden beni tavlarken dinlediğimiz şarkıyı bangır bangır çalarak geçme ihtimalini sevdim..Artık ben horul horul uyuyor olsam da:)
Ben,sen arkadaşlarına geçmişinden bahsederken ya onun kıymetini gerçekten de bilmedim ihtimalini sevdim..Artık çok geç olsa bile:)
Ben,gördüğün gerçek sevgilerde de biz de böyle olabilirdik diyebilme ihtimalini sevdim...Artık sen 75 yaşına geldiğinde:)
Ben,senin sarhoş dağınık karıyla kızla barlarda geceleri yerlere düşen halini görme ihtimalimi seviyorum:)
Ben,senin msj.la,telefonla tacizlerine yalvarmalarına HAYIR başka kapıya deme ihtimalimi sevdim:)
YAAA ASLINDA BEN KENDİMİ ÇOKK SEVDİMMM :))))seviyorumm daaaa:)))
BÜTÜN KIZ ARKADAŞLARIMDAN FİKİRLER ALARAK,HEPSİNDEN BİRER DÜŞÜNCE İLE YAZDIĞIM BU YAZIM HER ERKEĞE KISMEN İTHAF OLABİLİR:))
KADINLAR NE İSTER?ERKEKLER NE DİLER?
Erkekler, ah ne anlaması zor cinstirler aslında. Ama onlarda biz kadınlar için hep aynı şeyi söylerler…. Uzun seneler evvel öğrendiğim bir söz aklımdan asla gitmedi “erkekleri anlamaya çabalamayın boşuna. Onlar; birer hamamböceğine benzerler! Tıpkı hamamböcekleri gibi düz giderken, aniden sola doğru yol alabilirler,ya da sağa doğru giderken aniden geri vitese taka bilirler.”diyordu lafta. Ne kadar da doğru olduğunu yaşım ilerledikçe çok daha net anlıyorum şimdi.
O’ başlardaki ilk heyecanı her ne kadar biz kadınlar genellikle kapılıp gittiysek bu aşka, ayakta tutmaya çalışsak da maalesef erkekler bunun büyüsünü genellikle içinde çok daha çabuk kaybetmekte olduğuna inanıyorum ben. Çevremdeki arkadaşlarımın da yaşadığı tecrübeler, benim yaşadıklarım bana hep bunu öğretti.
Neden acaba biz kadınlar tiyatro oynar gibi rol yapmaya, duygularımızı saklamaya mecbur bırakılırız?
Aramak gelir içimizden, özledim ya! demek gelir içimizden ama asla yapmamamız gerektiğini bildiğimiz için kontrol mekanizmamızı devreye sokarız. Ya da bizler devreye sokamıyorsak, o güçte değilsek muhakkak yakın bir dost bizi uyarır.”Yapma sakın! bak seni çok iyi anlıyorum dayanamıyorsun muhakkak der. Ben de öyleydim, çok haklısın ama sen eğer şimdi onu ararsan özledim seni dersen, ona zayıf duruma düşeceksin.Halbuki sevdiğini aramak,özlediğini söylemek bir zayıflık mıdır?? ne tuhaf..
Bunu hak etmiyor o,seni de hak etmiyor zaten” der dostun. Toparlarsınız kendinizi hemen; evet haklısın, aramak, mesaj çekmek yok! Ben yeteri kadar fedakarlık yaptım dersin bu ilişkiyi yürütmek adına. Yetti artık dersin; “geri gelirse benimdir, gelmezse zaten hiç benim olmamıştır” dersin.
Ama aslında sen, zaten yakın dostun sana bunları söylememiş olsa da biliyordun gerçekleri. Sadece yine duymak istedin, rahatlattı biran olsun seni, motive oldun o anda.
Peki o günü atlattın. Ertesi gün yapacak birşeyler buldun, işle güçle uğraştın geçti belki de birkaç günün. Ama bir an gelecek içinde kalan şeyler gelecek aklına konuşamadıkların, ifade edemediklerin geldi ona. Ya da belki de kırgınlığını, kinin varsa onları kusmak isteyeceksin gene.
Baktın gene birşekilde zaman hafif hafif geçmeye başladı o ya da bu şekilde ve bir bakmışsın ki belki de aylar,yıllar geçmiş..
İçini dökebilme arzun bir yana,adamla karşılaşsan da zerre kadar etkilemeyecek seni artık Çünkü o adam artık kendi kendinin ipini çekmiştir !.....
Bu kadının genelde yaşadığı şeydir bana kalırsa. her kadın az çok böyle hisseder genelde. Bir gün gelir ardına dönüp baktığında geçmiş günlere… Hakikatten mazi dersin bu duruma.
Daha mantıklı düşünebiliyor olduğunu görmek seni çok rahatlatır artık.
Kadın son dakikaya kadar elinden gelen her şeyi yapan taraftır genelde ilişki adına.
Çaba sarf edendir, ama sabrı bir yere kadardır kadın kısmının.
Erkek mi ne yapar bu dönemlerde??? Bence KAÇAR!...Kaçmak en kolayıdır erkek için çünkü,gelemez onlar öyle kadın kırılmış,açıklama bekler falan da filan da…..
Uğraşmaz..Hatta kadın kırılmış erkek de bunu biliyor aslında,işte erkek o dönemi biran evvel atlatabilmek için kafasını dağıtır,yeterki zaman geçsinnn zamannnn!!
İşte zaman geçince,erkek; durum sakinleşti kadının siniri geçmiştir diye umar.Bir gün gelir erkek belki de gerçekten de anlar daldan dala dolaşınca başka kollarda,belki aylar belki de yıllar geçtikten sonra anlar o kadının değerli olduğunu,farkını anlar.Kapıyı çalar hafifçe!ama işte diyorum ya zaman geçmiştir artık çoktan!....Evde kimse yoktur!:)
.Kadın gözünü açmıştır çoktan.Aynı özveri olmayacaktır asla!Her yazımda devamlı belirtiyorum;Kadın bitirdiği kitabı asla tekrar okumaz!hele acıklı bir romansa ,hele yalan ve riya dolu ise bakmaz bir daha açıp da sayfalarına!.....
Erkek ne ister? Neeeee istersinizzzzz anlamadım gittiiiiiiiiiiiiiiii ben!!!
Kolay yakalanamayan huzur,yaslanacak bir omuz,iki çift tatlı sohbet,baş başa keyif dolu vakitler geçirmek,güvenebilmek,sevebilmek,frekans…..ASHKKKKK……Yakalanır olunca ne diye kıymet bilmezsiniz?neden bir çuval inciri bozarsınız ki valla anlamadım.
Özgürlüğüne düşkün erkek,bilmez mi ki kadının özgürlüğüne aslında çok daha fazla düşkün olduğunu sanki.Bilmez mi ki yalan söylerken sizler,aslında o anda hissederler ses etmezler,beklerler sadece ne vakit kendiniz olabileceksiniz diye?Beklerler kadınlar ne zaman oyunculuğu bırakacaksınız diye
O’ başlardaki ilk heyecanı her ne kadar biz kadınlar genellikle kapılıp gittiysek bu aşka, ayakta tutmaya çalışsak da maalesef erkekler bunun büyüsünü genellikle içinde çok daha çabuk kaybetmekte olduğuna inanıyorum ben. Çevremdeki arkadaşlarımın da yaşadığı tecrübeler, benim yaşadıklarım bana hep bunu öğretti.
Neden acaba biz kadınlar tiyatro oynar gibi rol yapmaya, duygularımızı saklamaya mecbur bırakılırız?
Aramak gelir içimizden, özledim ya! demek gelir içimizden ama asla yapmamamız gerektiğini bildiğimiz için kontrol mekanizmamızı devreye sokarız. Ya da bizler devreye sokamıyorsak, o güçte değilsek muhakkak yakın bir dost bizi uyarır.”Yapma sakın! bak seni çok iyi anlıyorum dayanamıyorsun muhakkak der. Ben de öyleydim, çok haklısın ama sen eğer şimdi onu ararsan özledim seni dersen, ona zayıf duruma düşeceksin.Halbuki sevdiğini aramak,özlediğini söylemek bir zayıflık mıdır?? ne tuhaf..
Bunu hak etmiyor o,seni de hak etmiyor zaten” der dostun. Toparlarsınız kendinizi hemen; evet haklısın, aramak, mesaj çekmek yok! Ben yeteri kadar fedakarlık yaptım dersin bu ilişkiyi yürütmek adına. Yetti artık dersin; “geri gelirse benimdir, gelmezse zaten hiç benim olmamıştır” dersin.
Ama aslında sen, zaten yakın dostun sana bunları söylememiş olsa da biliyordun gerçekleri. Sadece yine duymak istedin, rahatlattı biran olsun seni, motive oldun o anda.
Peki o günü atlattın. Ertesi gün yapacak birşeyler buldun, işle güçle uğraştın geçti belki de birkaç günün. Ama bir an gelecek içinde kalan şeyler gelecek aklına konuşamadıkların, ifade edemediklerin geldi ona. Ya da belki de kırgınlığını, kinin varsa onları kusmak isteyeceksin gene.
Baktın gene birşekilde zaman hafif hafif geçmeye başladı o ya da bu şekilde ve bir bakmışsın ki belki de aylar,yıllar geçmiş..
İçini dökebilme arzun bir yana,adamla karşılaşsan da zerre kadar etkilemeyecek seni artık Çünkü o adam artık kendi kendinin ipini çekmiştir !.....
Bu kadının genelde yaşadığı şeydir bana kalırsa. her kadın az çok böyle hisseder genelde. Bir gün gelir ardına dönüp baktığında geçmiş günlere… Hakikatten mazi dersin bu duruma.
Daha mantıklı düşünebiliyor olduğunu görmek seni çok rahatlatır artık.
Kadın son dakikaya kadar elinden gelen her şeyi yapan taraftır genelde ilişki adına.
Çaba sarf edendir, ama sabrı bir yere kadardır kadın kısmının.
Erkek mi ne yapar bu dönemlerde??? Bence KAÇAR!...Kaçmak en kolayıdır erkek için çünkü,gelemez onlar öyle kadın kırılmış,açıklama bekler falan da filan da…..
Uğraşmaz..Hatta kadın kırılmış erkek de bunu biliyor aslında,işte erkek o dönemi biran evvel atlatabilmek için kafasını dağıtır,yeterki zaman geçsinnn zamannnn!!
İşte zaman geçince,erkek; durum sakinleşti kadının siniri geçmiştir diye umar.Bir gün gelir erkek belki de gerçekten de anlar daldan dala dolaşınca başka kollarda,belki aylar belki de yıllar geçtikten sonra anlar o kadının değerli olduğunu,farkını anlar.Kapıyı çalar hafifçe!ama işte diyorum ya zaman geçmiştir artık çoktan!....Evde kimse yoktur!:)
.Kadın gözünü açmıştır çoktan.Aynı özveri olmayacaktır asla!Her yazımda devamlı belirtiyorum;Kadın bitirdiği kitabı asla tekrar okumaz!hele acıklı bir romansa ,hele yalan ve riya dolu ise bakmaz bir daha açıp da sayfalarına!.....
Erkek ne ister? Neeeee istersinizzzzz anlamadım gittiiiiiiiiiiiiiiii ben!!!
Kolay yakalanamayan huzur,yaslanacak bir omuz,iki çift tatlı sohbet,baş başa keyif dolu vakitler geçirmek,güvenebilmek,sevebilmek,frekans…..ASHKKKKK……Yakalanır olunca ne diye kıymet bilmezsiniz?neden bir çuval inciri bozarsınız ki valla anlamadım.
Özgürlüğüne düşkün erkek,bilmez mi ki kadının özgürlüğüne aslında çok daha fazla düşkün olduğunu sanki.Bilmez mi ki yalan söylerken sizler,aslında o anda hissederler ses etmezler,beklerler sadece ne vakit kendiniz olabileceksiniz diye?Beklerler kadınlar ne zaman oyunculuğu bırakacaksınız diye
NE BİLİRSİNİZ Kİ SİZ?...
NE BİLİRSİNİZ Kİ SİZ?
Lafım herkese,özellikle yakınımda olmayıp da uzaktan beni twitter misali takip eden boş gezenin boş kalfası dedikoduculara!.......
Sadece ben için değil aslında bu yazı,herkes için. Ne kadar rahatsızlık duyuyorum bilemezsiniz kimin ne yaşadığını,ne gibi sıkıntıları olduğunu,kimin nasıl ayakta duruyor olduğunu bilmeden atıp tutan pis dedikoduculara!........
Siz ne iş yaparsınız?...... ya koca parası yersiniz,ya baba parası...
Benim suçum biraz fazla göz önünde olan işleri yapıyor olmam belki de..Batıyorum size,sosyalim,aktifim,eşşek gibi çalışarak nereden ne kadar para elime geçer de kızıma daha iyi bakabilirim diye didiniyorum!.....
Ha suçum magazin dergilerinde cadde sokak sayfalarında yer almakmış.... Öyle mi??... Ben bilirim o muhabir çocukların bir kare resmi çekmek için saatlerce soğukta mekan kapılarında çabaladıklarını,ben bilirim haber müdürlerine bir kaç tanıdık sima pozu götürmek zorunda olduklarını... Çünkü ben de eski bir dergiciyim.Nasıl emek verdiklerini,mesleklerinde daha da iyi yerlere gelebilmek için nasıl çabaladıklarını ben bilirim..Hepsi benim arkadaşım,kardeşim...
O çocuklar benden yolda yürürken bir kare istediklerinde ne demeliyim?...
" aaaa çekil yolumdan sana izin vermiyorum resmimi çekmene,çekersen ve basarsan dergiye ya da gazetene sonra dedikodu oluyor,sanıyorlar ki benim ekmek elden su gölden!....
Hadi kardeşim hadi!...... " bu mudur benim emekçi arkadaşlarıma vermem gereken cevap?
Çok bilirsiniz sizler çok.......
O yüzden sokak partisi,trafik ışıkları partisi,kütüphane açılışı,bakkal açılışı,yalandan evlilik yıldönümleri partisi,oğlum ilk adımını attı partisi,evime yeni wc yaptırdım partisi gibi gibi abuk subuk birarada olup magazincileri toplamaya meraklısınız di mi?.......
Beni iyi tanıyan herkes gayet iyi bilir ki,ben en sıkıntılı anımda bile yine gülümseyecek bişey bularak yaşadım,yaşarım!....
Çünkü başka hiçbir türlü bu hayatın çekilmeyeceği kanısındayım.Çünkü cennet ve cehenemin burada yaşatıldığına inandım ben!.....
Ölümün çaresizliğini,sözün bittiği yer olduğunu yaşadım ben!. Ya siz?......
Elimde kara kaplı defterimle aylık ödemelerimi yetiştiremediğim günlerde gözyaşı dökerken,birgün bir baktım ki sağlık gibisi yokmuş!... Sevdiklerinin yanında olamadığını ne denli bir büyük acı olduğunu anladım..Esas çaresizliğin ne demek olduğunu o zaman anladım.
Uzaktan herşey gayet güzel görünürken sizlere,uzaktan dedikodu yaparken sizler boşboş ben evimde kaskatı bir duvar gibi olmuş,evlat acısıyla yanan bir anaya moral vermeye çabaladım... Yine içim ağlarken,yine gözyaşlarımı saklarken...Ben kendi acımı bile doya doya yaşayamamışken!....
Her insanın muhakak ki sıkıntıları var bu dünyada,her insan zorluklarla çıkar bu merdivenleri!... Kimi yansıtır,kimi yansıtmaz benim gibi... Gülümseyerek,dimdik durmaya çabalar!.. Ama işte sizler gibi gerizekalı,boş beyinli insanlar bunu anlamaktan acizdirler...
Ama ne var biliyor musunuz? Şu dünyada hayatta herşey ama herşey insanar içindir,acısı,tatlısı,hüzünü,neşesi,kahkahası,gülümsemesi.......
Anlamaya çalışsa herkes birbirini,içinde kopan fırtınaları bilmese bile en azından ardından güler yüzlü olduğu için "aman ekmek elden su gölden,geçenlerde yine gazeteye çıkmıştı" gibi bir cümle kuracak kadar çirkinleşmese!....
Ne anlıyorum bundan ben söyleyeyim mi size? ben,aslında sizin gibi ucuz,cahil insanların hep mutsuz olduğunu anlıyorum.Aslında sizlerin benim gibi güçlü bir karaktere sahip olmak için can attığınızı anlıyorum!.....
O kadar kolay olmuyor işte ben olabilmek yada benim gibi insanlar gibi olabilmek zor!.....
O denli yorucu sınavdan geçebilmek her yiğidin harcı değil.. Birinci sınavda pes edersiniz!...
Bırakın artık insanlarla uğraşmayı,fesat olmayın günahtır günah!......
Hesap vereceksiniz birgün unutmayın!.......
Mutluluk oyunu oynayan ey mutsuz kişilikler size sesleniyorum!..........
Hertürlü sıkıntıma rağmen asla yılmadan,yıkılmadan gülümsemeye devam edeceğim,benim güler yüzüm size tokat olacak daima!.....
Bırakın insanların dediodusunu yapmayı,kendinize meşgale bulun kafanız dağılır:)
Hayat doğrusu yanlışıyla yaşayana aittir..... Her insan kendi hayatından sorumludur!...
Gidin hemen bir aynaya bakıverin "ben bugün hiçkimse hakkında kötü düşünmedim,dedikodu yapmadım,fesatlık geçmedi aklımdan. Güçlüyüm,tek başıma kimseye müdana etmeden namusumla ayakta duruyorum!.."Ve hatta hatta "ben gün birisi için iyilik yaptım" diyebiliyorsanız ne mutlu size....
Ama sanmıyorum diyebileceğinizi........
Lafım herkese,özellikle yakınımda olmayıp da uzaktan beni twitter misali takip eden boş gezenin boş kalfası dedikoduculara!.......
Sadece ben için değil aslında bu yazı,herkes için. Ne kadar rahatsızlık duyuyorum bilemezsiniz kimin ne yaşadığını,ne gibi sıkıntıları olduğunu,kimin nasıl ayakta duruyor olduğunu bilmeden atıp tutan pis dedikoduculara!........
Siz ne iş yaparsınız?...... ya koca parası yersiniz,ya baba parası...
Benim suçum biraz fazla göz önünde olan işleri yapıyor olmam belki de..Batıyorum size,sosyalim,aktifim,eşşek gibi çalışarak nereden ne kadar para elime geçer de kızıma daha iyi bakabilirim diye didiniyorum!.....
Ha suçum magazin dergilerinde cadde sokak sayfalarında yer almakmış.... Öyle mi??... Ben bilirim o muhabir çocukların bir kare resmi çekmek için saatlerce soğukta mekan kapılarında çabaladıklarını,ben bilirim haber müdürlerine bir kaç tanıdık sima pozu götürmek zorunda olduklarını... Çünkü ben de eski bir dergiciyim.Nasıl emek verdiklerini,mesleklerinde daha da iyi yerlere gelebilmek için nasıl çabaladıklarını ben bilirim..Hepsi benim arkadaşım,kardeşim...
O çocuklar benden yolda yürürken bir kare istediklerinde ne demeliyim?...
" aaaa çekil yolumdan sana izin vermiyorum resmimi çekmene,çekersen ve basarsan dergiye ya da gazetene sonra dedikodu oluyor,sanıyorlar ki benim ekmek elden su gölden!....
Hadi kardeşim hadi!...... " bu mudur benim emekçi arkadaşlarıma vermem gereken cevap?
Çok bilirsiniz sizler çok.......
O yüzden sokak partisi,trafik ışıkları partisi,kütüphane açılışı,bakkal açılışı,yalandan evlilik yıldönümleri partisi,oğlum ilk adımını attı partisi,evime yeni wc yaptırdım partisi gibi gibi abuk subuk birarada olup magazincileri toplamaya meraklısınız di mi?.......
Beni iyi tanıyan herkes gayet iyi bilir ki,ben en sıkıntılı anımda bile yine gülümseyecek bişey bularak yaşadım,yaşarım!....
Çünkü başka hiçbir türlü bu hayatın çekilmeyeceği kanısındayım.Çünkü cennet ve cehenemin burada yaşatıldığına inandım ben!.....
Ölümün çaresizliğini,sözün bittiği yer olduğunu yaşadım ben!. Ya siz?......
Elimde kara kaplı defterimle aylık ödemelerimi yetiştiremediğim günlerde gözyaşı dökerken,birgün bir baktım ki sağlık gibisi yokmuş!... Sevdiklerinin yanında olamadığını ne denli bir büyük acı olduğunu anladım..Esas çaresizliğin ne demek olduğunu o zaman anladım.
Uzaktan herşey gayet güzel görünürken sizlere,uzaktan dedikodu yaparken sizler boşboş ben evimde kaskatı bir duvar gibi olmuş,evlat acısıyla yanan bir anaya moral vermeye çabaladım... Yine içim ağlarken,yine gözyaşlarımı saklarken...Ben kendi acımı bile doya doya yaşayamamışken!....
Her insanın muhakak ki sıkıntıları var bu dünyada,her insan zorluklarla çıkar bu merdivenleri!... Kimi yansıtır,kimi yansıtmaz benim gibi... Gülümseyerek,dimdik durmaya çabalar!.. Ama işte sizler gibi gerizekalı,boş beyinli insanlar bunu anlamaktan acizdirler...
Ama ne var biliyor musunuz? Şu dünyada hayatta herşey ama herşey insanar içindir,acısı,tatlısı,hüzünü,neşesi,kahkahası,gülümsemesi.......
Anlamaya çalışsa herkes birbirini,içinde kopan fırtınaları bilmese bile en azından ardından güler yüzlü olduğu için "aman ekmek elden su gölden,geçenlerde yine gazeteye çıkmıştı" gibi bir cümle kuracak kadar çirkinleşmese!....
Ne anlıyorum bundan ben söyleyeyim mi size? ben,aslında sizin gibi ucuz,cahil insanların hep mutsuz olduğunu anlıyorum.Aslında sizlerin benim gibi güçlü bir karaktere sahip olmak için can attığınızı anlıyorum!.....
O kadar kolay olmuyor işte ben olabilmek yada benim gibi insanlar gibi olabilmek zor!.....
O denli yorucu sınavdan geçebilmek her yiğidin harcı değil.. Birinci sınavda pes edersiniz!...
Bırakın artık insanlarla uğraşmayı,fesat olmayın günahtır günah!......
Hesap vereceksiniz birgün unutmayın!.......
Mutluluk oyunu oynayan ey mutsuz kişilikler size sesleniyorum!..........
Hertürlü sıkıntıma rağmen asla yılmadan,yıkılmadan gülümsemeye devam edeceğim,benim güler yüzüm size tokat olacak daima!.....
Bırakın insanların dediodusunu yapmayı,kendinize meşgale bulun kafanız dağılır:)
Hayat doğrusu yanlışıyla yaşayana aittir..... Her insan kendi hayatından sorumludur!...
Gidin hemen bir aynaya bakıverin "ben bugün hiçkimse hakkında kötü düşünmedim,dedikodu yapmadım,fesatlık geçmedi aklımdan. Güçlüyüm,tek başıma kimseye müdana etmeden namusumla ayakta duruyorum!.."Ve hatta hatta "ben gün birisi için iyilik yaptım" diyebiliyorsanız ne mutlu size....
Ama sanmıyorum diyebileceğinizi........
OĞULLARINA AŞIK ANNELER!...
Ne tuhaftır ki genelde hep aynı hikaye ile mi karşılaşırız? Hep mi erkek annelerinde bir bağımlılık sözkonusu olur?
Her anne evladına düşkündür. Her anne için kız ,erkek evlat ayrımı yapılmadan hertürlü fedakarlık yapılır çocuklar büyütülürken....
Ancak ,nedense erkek evlat sahibi olan hele hele özellikle de bir kaç erkek evladı olan, hiç kız çocuk sahibi olmamış anneler için daha farklı gözlemlerim oldu zaman içerisinde.
Baba,erkek evlatlar ve tek ana kraliçe olan saygıdeğer bir anne!.....
Tuhaf ama evlatlarına aşık olduklarından mıdır?, yoksa hükümdarlık elden gidiveriyor,boynuz kulağı geçiyor,amanın geldi bu benim sahip olduğum kraliçe tahtıma mı yerleşecek paniğinden midir anlamadım gitti. Yıllardır bu sebeple bozulan ne yuvalar,evlilikten dönen ilişkilere şahit oldum...
Nasıl bir gelin ya da gelin adayı tercih ederler diye sorsanız bu tarz annelere... Emin olun aslında onlarda bu sorunun cevabını verebilmiş değillerdir bence...
Aslında kötü kalpleri mi vardır bu annelerin? Hayır! yoktur..
Tek sorun iç dünyalarındaki korkularından kaynaklanır.
Kimisi obsesif derecede takıntılı olur,oğlunun ilişkilerinde baskın konumda yaşar...
Eğer sevgilisi varsa,kazara güçlü bir karakter olduğunu sezinlerse,istemezse,dediğim gibi taht elden gidecek paniği (ki yoktur aslında öyle birşey), ya da evli olan oğlunun dahi evliliğine karışacak kadar,huzurunu bozup,boşanmasına sebebiyet verebilecek kadar ilerletebilir bu durumu....
Bir dakika lütfen!...... Dikkat!.... Bunda tek suç aşık annelerde midir? ASLA!..... Bunun ayarını en önce yapabilmesi gereken,eşinin ya da sevgilisinin konumunu bilip,ailesine eşini,eşine de ailesini saydırabilmesiyle başlar herşeyin rutini.
Kısacası herkes yerini bilirse sorun olmayacağı kanısındayım aslında!....
Ama erkeğin eşini ya da sevgilisini de saydıramadığı,ilişkisini harcatmadığı,huzursuzluk silsilelerinden kimsenin etkilenmemesini sağlaması için en mühimi herşeyden evvel; "tek başına dimdik ayaklarının sağlam şekilde yere basılmış olmasıdır"...
Zamanında ne aşıklar bildik,gördük ;para için sevdiğinden vazgeçmek zorunda kaldılar!......
Ne oldu?..... ya da ne olacak ileride? Geleceği Allah bilir tabiki. Ancak,bana göre değişen birşey olmayacak. Çünkü,paylaşmak istemiyor bence bu tarz anneler evlatlarını. Oysa,hangi evlat annesine düşkünlüğünden vazgeçebilir ki?Eşin ya da sevgilinin yeri ayrıdır,annelerin yeri ayrı baştacı olacaktır!....
Ama içgüdüsel panik bu gibi şeylere malesef sebebiyet verebiliyor!....
Ben de bir anneyim,ve kızıma aşığım.. Hayatımda yaptığım en doğru hareket anne olmaktır elbette! O benim herşeyim,yaşama gayem!...Kaldı ki bence kız çocukları daha çok korunmaya,kollanmaya gereksinim duyulandır bence.
Hoş bu devride kız,erkek gözetmeksizin evlatlarımız korunmalıdır herzaman.
Yersiz yaşanan bu huzursuzlukların yaşanmaması dileğiyle...
Her anne evladına düşkündür. Her anne için kız ,erkek evlat ayrımı yapılmadan hertürlü fedakarlık yapılır çocuklar büyütülürken....
Ancak ,nedense erkek evlat sahibi olan hele hele özellikle de bir kaç erkek evladı olan, hiç kız çocuk sahibi olmamış anneler için daha farklı gözlemlerim oldu zaman içerisinde.
Baba,erkek evlatlar ve tek ana kraliçe olan saygıdeğer bir anne!.....
Tuhaf ama evlatlarına aşık olduklarından mıdır?, yoksa hükümdarlık elden gidiveriyor,boynuz kulağı geçiyor,amanın geldi bu benim sahip olduğum kraliçe tahtıma mı yerleşecek paniğinden midir anlamadım gitti. Yıllardır bu sebeple bozulan ne yuvalar,evlilikten dönen ilişkilere şahit oldum...
Nasıl bir gelin ya da gelin adayı tercih ederler diye sorsanız bu tarz annelere... Emin olun aslında onlarda bu sorunun cevabını verebilmiş değillerdir bence...
Aslında kötü kalpleri mi vardır bu annelerin? Hayır! yoktur..
Tek sorun iç dünyalarındaki korkularından kaynaklanır.
Kimisi obsesif derecede takıntılı olur,oğlunun ilişkilerinde baskın konumda yaşar...
Eğer sevgilisi varsa,kazara güçlü bir karakter olduğunu sezinlerse,istemezse,dediğim gibi taht elden gidecek paniği (ki yoktur aslında öyle birşey), ya da evli olan oğlunun dahi evliliğine karışacak kadar,huzurunu bozup,boşanmasına sebebiyet verebilecek kadar ilerletebilir bu durumu....
Bir dakika lütfen!...... Dikkat!.... Bunda tek suç aşık annelerde midir? ASLA!..... Bunun ayarını en önce yapabilmesi gereken,eşinin ya da sevgilisinin konumunu bilip,ailesine eşini,eşine de ailesini saydırabilmesiyle başlar herşeyin rutini.
Kısacası herkes yerini bilirse sorun olmayacağı kanısındayım aslında!....
Ama erkeğin eşini ya da sevgilisini de saydıramadığı,ilişkisini harcatmadığı,huzursuzluk silsilelerinden kimsenin etkilenmemesini sağlaması için en mühimi herşeyden evvel; "tek başına dimdik ayaklarının sağlam şekilde yere basılmış olmasıdır"...
Zamanında ne aşıklar bildik,gördük ;para için sevdiğinden vazgeçmek zorunda kaldılar!......
Ne oldu?..... ya da ne olacak ileride? Geleceği Allah bilir tabiki. Ancak,bana göre değişen birşey olmayacak. Çünkü,paylaşmak istemiyor bence bu tarz anneler evlatlarını. Oysa,hangi evlat annesine düşkünlüğünden vazgeçebilir ki?Eşin ya da sevgilinin yeri ayrıdır,annelerin yeri ayrı baştacı olacaktır!....
Ama içgüdüsel panik bu gibi şeylere malesef sebebiyet verebiliyor!....
Ben de bir anneyim,ve kızıma aşığım.. Hayatımda yaptığım en doğru hareket anne olmaktır elbette! O benim herşeyim,yaşama gayem!...Kaldı ki bence kız çocukları daha çok korunmaya,kollanmaya gereksinim duyulandır bence.
Hoş bu devride kız,erkek gözetmeksizin evlatlarımız korunmalıdır herzaman.
Yersiz yaşanan bu huzursuzlukların yaşanmaması dileğiyle...
10 Kasım 2010 Çarşamba
EVLİ AMA BEKAR KADINLAR!...
Eve yeni geldim. Hatta aslında olmuştur geleli 2 saat ama koşturmaca,yemek falan derken bir ara sızmışım koltukta yorgunluktan...Aslında şimdi kendime geldim desem yeridir.
Bu son zamanlarda yazacak vakit bulamadım.Devamlı başka başka işlerle yoğunluk içerisindeydim. Ancak,unuttuğum şey;yazı yazmanın benim en önemli terapi yöntemim olduğuydu.Demek ki daha sık yazmalıyım eskisi gibi yine!..
Yazmadığım geçen süre içinde elbet birçok şey oldu.Nasıl oldu diye sormayın bende bilmiyorum ama,hayatımda bana yara veren,beni üzen herkezi çıkarttım.Ya da çıkarttığımı sanıyorum belkide:))
Belki diyorum çünkü,hayatımızdan birilerini çıkartırken,yeni insanları da hayatımıza birşekilde alıyoruz dönem dönem....Bilemiyoruz ki onlarda derin yaralar açacak mıdır bizde?
Oldu mu yine?oldu belki de kimbilir....
Ama zaman içerisinde insan yediği kazıklardan da ders alıyor elbet...Pişiyor muyuz ne:))
Neyse gelelim bu ara kafama kurcalayan suallere...Arkadaş!ben bazı şeyleri anlayamıyorum,beni aydınlatın lütfen yaaa!...
Duyuyorum,görüyorum etrafta binlerce ilişki var...Her normal insanın olması gerektiği hayat tarzı elbet,lafım yok buna!...
Sadece anlayamadığım başka şeyler,başka ilişkiler var...
Mesela yaşadığım şehirde sosyal çevresi geniş biriyim...İster istemez herşey kulağıma geliyor.Sadece benim kulağıma gelmiyor,herkezin az çok bişekilde geliyor.
Yıllardır bildiğim bazı kadınlar var bu şehirde..Kimisi evli ama bekar...Mutlular aslında onlar Louis Vuitton çantaları,Louboutin ayakkabıları da var:))))
Neymiş ideali "evli,mutlu,çocuklu" olmak!Ha bi de cukka da sağlam kocada..İstediği zaman kocasıyla da geziyor..Hoş kimisi var ki kocalarını en son 15 sene evvel gören vardır belki:)Çocuk da var ama hayatımda hiç çocuğunu bebekken bile gezdirirken görmedim..Eminim gören de olmamıştır...Hani var mı var Allah'a şükür!:))
Kadınlar aralarında bi güzel kız tayfası kurmuşlar..Ben onlara çete diyorum..Hatta "hunter"(avcı).. İçlerinde evlisi de var,bekarı da var bu kadınların.Hergün,ama hergün muhakak sokaktalar öğlen,gece farketmiyor..Genellikle hunter üyesi olmayan tayfada yer alamıyor zaten.Tayfada yer alanlar,evli erkekler oluyor genellikle.Ya da ciddi bir birliktelik yaşıyor,evlenmek üzere olan erkekleri tercih ediyorlar. Şimdi ben anlamadım,bu evli olan kısmı kocalarını hangi ara görüyor?kocalarıyla vakit geçiriyor mu?koca sormaz mı kadın nerdesin hössstt demez mi?Bu kadınlar yemek pişirmez mi?eve misafir gelmez mi?..O da ilginç...
Şimdi diyorsunuz ki belki içinizden "eee yaa kocada kafasına göre takılıyordur yahu" Yokkk yok koca evde arkadaşlar!Kocacıklar yazık evde çocuk bakıooo:))))
Kimisinin kocası yıllar süren kış uykusundan uyandı ve boşandı!..Kiminin kocası doğuştan uyuyor olsa gerek ne diyim:)
Bir de bu avcı tayfasının ilginç tavırlarından birisi de,asla birbirlerinin sevgilileriyle birlikte olmaktan çekinmemeleri.Hani Fatma,Abuzer'le çıkardı,Şimdi de ben.. Bir arada yemekleri,fasıllar falan öyle "GENİŞ" bir arkadaşlıkları var bunların...Alan memnun veren memnun hesabı yaşayıp gidiyorlar gül gibi...
Anlayamıyorum işte ben bunları!Kafam almıyor!evli bir kadın da,bir adam da başkasına aşık olabilir denir ya..Hadi onu bile yeni yeni kafam almaya başlamışken,aşk bu mantık biter diyerek saygı duymak zorunda olduğumun bilincine yeni varmışken,bunu kafam alamayacak çok özür diliyorum arkadaşşş!
Çünkü evlilik mukadestir! Özeldir mutlu bir yuva!Güzeldir evli olmak!düzen demektir evli olmak!...
Ama kıymetini bilene tabi...
Bir şeye çok eminim ki;aldatmayan erkek yoktur. Bu,içgüdüsel bir durum olsa gerek.Artık kısmen de olsa kabul ettik bunu..."BEN HİSSETMİYEYİM DE!"...
İşte ben hissetmeyeyim de aldatacak nasılsa engel olamam ki,niye bir gecelik ilişki için huzurumu bozayım diyenler de var! Hoş,bazen bir geceyle başlayan ilişkiler,bir bakıyoruz nerelere kadar gidebiliyor!..
Ama demek ki artık kadınlar da aldatabiliyor hem de aşikar!Bu bahsettiğim adı geçen "hunter" tayfa gibi midir hepsi bilemem...Ama çatur çutur aldatanı var orası kesin!...
Ama bir şeye daha inanıyorum ki;Bu kadınlar eşlerinden boşanırlar olaylı falan bile olabilir!Sonrasında inanın bana muhteşem bir yeni evlililiğe adım atarlar!....
Zaten bekar kadınlarda,kızlarda da bu durumun netliğine karar verdim son dönemlerde.Bir kız eğer gayet rahat bir hayat sürüyorsa,hergün başka sevgili takıyorsa koluna;çokkk kıymetli oluyor,sanırım bir yarış gibi gören erkeklerimizin içinde en enayisi alıyor bir de nikahı kıyıyor kıza!Sonra mı?....
Kız hanımefendi oluyor,unutuluyor,gidiyor yaşamış oldukları!....Genellikle üzerine "para"denen o hem batıran,hem çıkartan bişekilde hepimize lazım olan kağıt parçası var ya!İşte o kağıt parçasıyla geçmişin üzerine SUS duvarı örtülüyor!...Para denen o kağıt parçasının neleri neleri örttüğüne şahit olduk hep!....
Ben gene klavyemin ayarı yok gibi yazdım biliyorum..Ama ya ben fazla geri kafalıyım,ya uzaylıyım...Anlamadım gitti.
Daha paylaşacaklarım da olacak sizinle..Beni izlemeye devam edin:)))
Dilerim evliler evli kalsın!
Bekarlar da bir an önce yuvasını yapsın!
Avcılar da bizlerden uzak Allah'a yakın olsun:)))
Bu son zamanlarda yazacak vakit bulamadım.Devamlı başka başka işlerle yoğunluk içerisindeydim. Ancak,unuttuğum şey;yazı yazmanın benim en önemli terapi yöntemim olduğuydu.Demek ki daha sık yazmalıyım eskisi gibi yine!..
Yazmadığım geçen süre içinde elbet birçok şey oldu.Nasıl oldu diye sormayın bende bilmiyorum ama,hayatımda bana yara veren,beni üzen herkezi çıkarttım.Ya da çıkarttığımı sanıyorum belkide:))
Belki diyorum çünkü,hayatımızdan birilerini çıkartırken,yeni insanları da hayatımıza birşekilde alıyoruz dönem dönem....Bilemiyoruz ki onlarda derin yaralar açacak mıdır bizde?
Oldu mu yine?oldu belki de kimbilir....
Ama zaman içerisinde insan yediği kazıklardan da ders alıyor elbet...Pişiyor muyuz ne:))
Neyse gelelim bu ara kafama kurcalayan suallere...Arkadaş!ben bazı şeyleri anlayamıyorum,beni aydınlatın lütfen yaaa!...
Duyuyorum,görüyorum etrafta binlerce ilişki var...Her normal insanın olması gerektiği hayat tarzı elbet,lafım yok buna!...
Sadece anlayamadığım başka şeyler,başka ilişkiler var...
Mesela yaşadığım şehirde sosyal çevresi geniş biriyim...İster istemez herşey kulağıma geliyor.Sadece benim kulağıma gelmiyor,herkezin az çok bişekilde geliyor.
Yıllardır bildiğim bazı kadınlar var bu şehirde..Kimisi evli ama bekar...Mutlular aslında onlar Louis Vuitton çantaları,Louboutin ayakkabıları da var:))))
Neymiş ideali "evli,mutlu,çocuklu" olmak!Ha bi de cukka da sağlam kocada..İstediği zaman kocasıyla da geziyor..Hoş kimisi var ki kocalarını en son 15 sene evvel gören vardır belki:)Çocuk da var ama hayatımda hiç çocuğunu bebekken bile gezdirirken görmedim..Eminim gören de olmamıştır...Hani var mı var Allah'a şükür!:))
Kadınlar aralarında bi güzel kız tayfası kurmuşlar..Ben onlara çete diyorum..Hatta "hunter"(avcı).. İçlerinde evlisi de var,bekarı da var bu kadınların.Hergün,ama hergün muhakak sokaktalar öğlen,gece farketmiyor..Genellikle hunter üyesi olmayan tayfada yer alamıyor zaten.Tayfada yer alanlar,evli erkekler oluyor genellikle.Ya da ciddi bir birliktelik yaşıyor,evlenmek üzere olan erkekleri tercih ediyorlar. Şimdi ben anlamadım,bu evli olan kısmı kocalarını hangi ara görüyor?kocalarıyla vakit geçiriyor mu?koca sormaz mı kadın nerdesin hössstt demez mi?Bu kadınlar yemek pişirmez mi?eve misafir gelmez mi?..O da ilginç...
Şimdi diyorsunuz ki belki içinizden "eee yaa kocada kafasına göre takılıyordur yahu" Yokkk yok koca evde arkadaşlar!Kocacıklar yazık evde çocuk bakıooo:))))
Kimisinin kocası yıllar süren kış uykusundan uyandı ve boşandı!..Kiminin kocası doğuştan uyuyor olsa gerek ne diyim:)
Bir de bu avcı tayfasının ilginç tavırlarından birisi de,asla birbirlerinin sevgilileriyle birlikte olmaktan çekinmemeleri.Hani Fatma,Abuzer'le çıkardı,Şimdi de ben.. Bir arada yemekleri,fasıllar falan öyle "GENİŞ" bir arkadaşlıkları var bunların...Alan memnun veren memnun hesabı yaşayıp gidiyorlar gül gibi...
Anlayamıyorum işte ben bunları!Kafam almıyor!evli bir kadın da,bir adam da başkasına aşık olabilir denir ya..Hadi onu bile yeni yeni kafam almaya başlamışken,aşk bu mantık biter diyerek saygı duymak zorunda olduğumun bilincine yeni varmışken,bunu kafam alamayacak çok özür diliyorum arkadaşşş!
Çünkü evlilik mukadestir! Özeldir mutlu bir yuva!Güzeldir evli olmak!düzen demektir evli olmak!...
Ama kıymetini bilene tabi...
Bir şeye çok eminim ki;aldatmayan erkek yoktur. Bu,içgüdüsel bir durum olsa gerek.Artık kısmen de olsa kabul ettik bunu..."BEN HİSSETMİYEYİM DE!"...
İşte ben hissetmeyeyim de aldatacak nasılsa engel olamam ki,niye bir gecelik ilişki için huzurumu bozayım diyenler de var! Hoş,bazen bir geceyle başlayan ilişkiler,bir bakıyoruz nerelere kadar gidebiliyor!..
Ama demek ki artık kadınlar da aldatabiliyor hem de aşikar!Bu bahsettiğim adı geçen "hunter" tayfa gibi midir hepsi bilemem...Ama çatur çutur aldatanı var orası kesin!...
Ama bir şeye daha inanıyorum ki;Bu kadınlar eşlerinden boşanırlar olaylı falan bile olabilir!Sonrasında inanın bana muhteşem bir yeni evlililiğe adım atarlar!....
Zaten bekar kadınlarda,kızlarda da bu durumun netliğine karar verdim son dönemlerde.Bir kız eğer gayet rahat bir hayat sürüyorsa,hergün başka sevgili takıyorsa koluna;çokkk kıymetli oluyor,sanırım bir yarış gibi gören erkeklerimizin içinde en enayisi alıyor bir de nikahı kıyıyor kıza!Sonra mı?....
Kız hanımefendi oluyor,unutuluyor,gidiyor yaşamış oldukları!....Genellikle üzerine "para"denen o hem batıran,hem çıkartan bişekilde hepimize lazım olan kağıt parçası var ya!İşte o kağıt parçasıyla geçmişin üzerine SUS duvarı örtülüyor!...Para denen o kağıt parçasının neleri neleri örttüğüne şahit olduk hep!....
Ben gene klavyemin ayarı yok gibi yazdım biliyorum..Ama ya ben fazla geri kafalıyım,ya uzaylıyım...Anlamadım gitti.
Daha paylaşacaklarım da olacak sizinle..Beni izlemeye devam edin:)))
Dilerim evliler evli kalsın!
Bekarlar da bir an önce yuvasını yapsın!
Avcılar da bizlerden uzak Allah'a yakın olsun:)))
Kaydol:
Yorumlar (Atom)