28 Şubat 2012 Salı

Kadınlar yattıklarıyla değil, unutamadıklarıyla uyanırlar!!!!!!!!!!!!!!

Hani dedim ya "my diary" buraya ee iyi de ben hergünümü zor yazarım valla buraya baştan söylemeliyim:)) Yazacaklarımı da fena yazmam kalemim iyidir çok şükür:)
Bugün evde oturuşumun 3;5haftasını da bitirmiş bulunuyorum...Adım atmadan da hayat sürüyor nasılsa:) Allah'tan Twittercığım var...
Canım hiçbişey yapmak istemiyor bir süredir. Sanırım üstüste kötü olayların gerçekleşmesi beni iyice bunalıma soktu..
Bugün Twitterda çok güzel bir cümle okudum ve paylaştım..Diyordu ki cümlede;
"Kadınlar yattıklarıyla değil, unutamadıklarıyla uyanırlar!!!!!!!!!!!!!!"
Sanırım bu zamana dek duyğum en güzel cümlelerden birisi bu.
Bir kadın ve bir erkek bir ilişki yaşamaya başlarken,asla ve asla başka tenlere de dokunacaklarını akıllarına getirmezler.Hele ki kadınlar asla!...
Ama birgün gelir ilişkinin adrenalin kaybı,aldatma,saygı bitişi,aile fonkiyonları,davranış bozuklukları,taraflardan birinin aşkının bitmesi,başka birine heyecan duyma (ki büyük olasılıkla bu erkek tarafı olur genelde)ve bunun gibi daha birçok nedenle bitiverir o midemize kaçan kelebeğin hikayesi:))
Sonra kadın da üzülürrr,üzülür,ağlar,zırlar,içer,bayılır falan piskozlarından sonra birgün o adamdan başka birine de inceden heyecan duyabilir..Hatta belki de beraber olabilir her ne kadar adam zaten 1788. sevgilisine geçmiş olsa da....Ve aslında kadın unutmamış olsa da,unutmuşu oynamak durumunda kalsa da....Denemek ister,dener başka tende uyumayı....
Yine o tende mi UYANIR? Hayır!.... Çünkü yürekteki titreşimi sadece kadın bilir,kadın bilebilir!Başka kimse onun ne hissettiğini hissedemez!..
Bir de o adam duyar mesela diğer adamı Olur ya hayat bu...
Birşey diyemez,diyecek en ufak bir hakkı dahi yoktur çünkü!Ancak ince laf dokunuş darbeleriyle şakaya vurur gibi yapar.Yapar da ne fayda?
Güzel başlayan bir ilişkinin afedersiniz ama zaten hal ve hareketleriyle,özgür willy tavırlarıyla içine edip,ceketini alıp giden o'ydu zaten....
Ama erkek daima ayrılmış bile olsa ister ki o ne halt yerse yesin,kadın otursun,beklesin..Ha gider evlenir falan gene bile dursun beklesin diyenine bile denk geldim:))
Yakın erkek arkadaşlarım hem sevgililerine azap çektirdiler zamanında,hem de hazmedemediler başka tende uyumalarını duyduklarında!...
Bu ne perhiz bu ne lahana?:))
Yani aslında diyeceğim şudur ki;her yürek mert olamaz..Ya mert ya namert olur!...
Ben dilerdim ki sevgilim bana heyecanı bitince de açıkca söylesin,bende  de biterse söyleyebileyim mesela..
Kalleşçe sırttan vurma operasyonlarına,dansöz kıvırtmalarına bence hiç gerek yok! Olmuyorsa olmaz arkadaş!Zorla aşk mı olur zaten?
Biten ilişkinin ardından;kadın da istediğiyle olabilir,adam da...Şu 3 günlük;cennet ve cehennemi bir arada yaşadığımız dünyada!Ha belki de gün gelir döner dolaşırlar ikisi de kıymet anlarlar veya zedeleyen taraf kıymet anlar diyeyim... İşte o zaman;boşlukta her ne yaşandıysa yaşandı der,çeker süngeri adam gibi!Takar koluna kadınını!....Hani racona ters bir durum gibi geliyorsa şimdi yazdıklarım size,bana inanın o şunu der,bu bunu der diyerek ömrümüzü yedik bitirdik zaten!Herkes bir aynaya baksın ve öyle yargılasın zaten etrafını! Herkes Meryemana,herkes Brave Heart olamaz!...Erkek başka tene dokununca eminim geçmiş ilişkisinin heyecanlıyla dokunduğu da oluyordur kimine,ama inanın bana hala unutmamış bir kadın....Kalbiyle dokunmuyordur!Yattığı adamla,uyandığı adam birbirinden iki farklı adamlardır onun için.
Biz ne işkilere duyduk,bildik,biliyoruz da..............Önündeki kaba bakacak herkes demeliyiz bence!:)
*Sülük kadınlara da bilare tav oluyorum...Adam seni istemiyor belli ki,veya yanlız kalınca bir msj,bir gülüş...Hay Allah'ım yaaaa de gettt!....Haftanın diğer günlerinde pişti mi oynuoo bu adam?niye sen istediğinde yokk yanında be kadın?
Neyse bu kadar vıdı vıdı yeter:)
Bu konuya ayrıca girerim birgün.....

Sevgiyle Kalın.....

26 Şubat 2012 Pazar

SÖZÜN BİTTİĞİ YERE YİNE UĞRADIK!..

 Bildiniz değil mi sizde?Hani o'sözün bittiği yer deriz,söylenebilecek en ufak bir kelime,bir teselli bulamadığımız,çaresizliğin ta dibine gömüldüğümüz bir zaman dilimidir "ölüm acısı"....
Birçoğunuz ya ailesinden bir sevdiğini,ya da bir arkadaşını muhakakkak kaybetmiştir hayatı boyunca. Ve hep ama hep aynı duygulardır genellikle yaşanılan:(
En fenası da "özleyecek olmaktır"....Anılarımızdır,yaşanmışlıklarımızdır.
Ben,çok ufakken babamı kaybettik,henüz 7 yaşımdaydım. Bana inanın dün gibi anımsadığım birçok şey var o günlere ait. Anlamış mıydım acaba o zaman "ölüm acısı" nasıl birşey diye sorarsanız eğer. Gerçekten de sadece en emin olduğumun;yıllar geçtikçe,babasızlığın bir ailede önemini idrak ettikçe,güzel günlerimiz olduğunda o'nu yanımızda istedikçe,arkadaşlarım babalarıyla lunaparka gittikçe ......İşte ben o zaman anladım daha çok eksikliğin ne olduğunu....
Ama aradan yıllar geçti ve ben; 43 yaşındaki abimi kaybedince bu kez,işte o zaman çokk daha iyi anladım boğazına oturan yumru ne demekmiş!O zaman anladım sesinin tonunu unutma korkusu nasıl birşeymiş!O zaman anladım her kapı çalınışında o zannetmeler neymiş!.....O zaman anladım bir ana için evlat acısından daha büyük acı yokmuş!....

Bugünlerde ben, yine adeta bir "dejavu" yaşıyorum. Çünkü çok sevdiğim bir arkadaşımı da kaybettim,kaybettik. Kaybettik diyorum çünkü gerçekten de İzmir'de çok sevilen bir insandı Esat.
giderken ardında çok güzel anılar ve bir o kadar çok gözüyaşlı dostunu da bıraktı ailesinin yanısıra.
Hastanedeyken hergün mucize diledik,dualarımızla yalvardık Rabbim'e aslanlar gibi aramıza geri dönsün diye. Ama malesef olmadı. Belki de rahmetli abim için de dedikleri gibi "Rabbim onu da çok seviyordu,bu dünyada daha fazla yorulmasını istemedi,üzülmesini istemedi"Bilemiyorum,bilemiyoruz ki....
Hergün o hastanedeyken ortak arkadaşlarımızdan haber alıyordum durumuyla ilgili.Birgün telefonum bozuldu ve herkesin numarası gitti. Bana nasılsa ulaşırlar diye düşünsemde içim rahat etmedi ve Twitterdan bir kız arkadaşıma mesaj attım durumunu sordum. Ne acıdır ki sokak ortasındayken bana o acı mesaj geldi "şu anda kaybettik" yazıyordu mesajda...
Bunları yazarken o dakikalarımı yine yaşıyorum adeta:(
Sokak ortasında bir apartmanın duvarına çöktüm ağlamaya başladım:( Yanımda durumu bilen kızım beni telkin etmeye çabalayıp,kendisi de gözyaşlarına hakim olamıyordu. İşte o dakikadan sonra yine "sözün bittiği yere yine uğramış olduk malesef"
Benim için en zoru da cenaze anıydı. Annesini ve kızkardeşini hiç tanımıyordum ama ben onları o kadar iyi tanıyordum ki aslında:( O kadar iyi anlıyordum ki aslında...
Anneciğinde annemi,kızkardeşinde ise beni ve ablamı gördüm......
Bu acının gerçekten de tarifi yok!!!! Yaşamayan her ne kadar anladım,anlıyorum seni dese de yaşamayan kimse anlayamaz aslında.İnanın bana bu böyledir..Allah düşmanıma bile yaşatmasın bu korkunç acıyı hiçbir zaman.
Benim abim vefaat ettiği zaman başsağlığına gelen bir başka abisini kaybetmiş arkadaşım bana sarılıp;en kötüsü sesini unutmak demişti.... Şimdi benim en kıymetlilerim abimin ses kayıtları hayatımda...Unuturum korkusuyla dinliyorum hep.
Defnediltikten sonra kabristandan onu orada yanlız başına bırakmak istemeyip,hıçkırıklarla ağlayan kızkardeşini hayatım boyunca unutamayacağım sanırım:(
Aynı duyguları bizde hissetmiştik çünkü...Sanki orada korkacakmış gibi,onu yanlız bırakınca bize küsecekmiş gibi,yağmurlu havalarda,çok soğuk havalarda üşüyecekmiş gibi geliyor sanki...Ve mümkün oldukça ona gitmek istiyorsun.Unutulduğunu sanmaması için. Sonra aylar geçiyor ve birgün normal hayatına yavaştan başlayınca, birşeye güldüğün zaman vicdan azabı duyuyorsun!O nerede ve ben burada gülüyorum diye:(
Onunla bir bağlantı kurabilmeyi,rüyalarına girmesini dilemeyi deniyorsun hatta.
Kopmasın bağınız diye.Hatta kıyamıyorsun fakir fukaraya kıyafetlerini dahi vermeye,hepsini saklamak istiyorsun kokusu sindiği için..Her fotoğrafına baktığında,gözlerin dalınca sanki sana gülümsüyormuş gibi bir mesaj almaya çalışıyorsun zaman zaman.
Kısaca;özlüyorsun be!Çokk özlüyorsun gidenleri hep...
Tek avuntun,tek tesellin;birgün biryerde mutlaka kavuşacağını bekleyip,ümit etmek oluyor.
Gün geliyor kendin bu acını yaşayamıyorsun,çünkü senden bile daha  daha çok içi yanan anneni görüyorsun!İşte yine çaresiz kalıyorsun,bir teselli bulamıyorsun avutmak adına "bak çok üzüyorsun bu kadar ağlarsan onu" demekten başka.....Çünkü,biliyorsun onun daima sizinle olduğunu,eminsin..Ben eminim!...
Ardından güzel şeyler hatırlatarak gitmek,sanırım bir insan için en güzel şey olsa gerek. Ben abimden sonra bir de Esat'ın cenazesinde yaşadım bunu. 7,8 yaşlarında küçücük çocukların durmaksızın gözyaşı döktüklerine,annelerinin kendi üzüntüsünü bırakıp evlatlarını teselli etmeye çabaladıklarına,kosakoca adamların,delikanlıların hıçkırarak ağladıklarına şahit oldum bizimle beraber onu son yolculuğuna uğurlarken..
28 yaşında,melek gibi kalbi olan,ömrümde tanıdığım en cesur genç adamın naaşına el atmak için herkes seferber olmuştu. Ama tıpkı benim gibi kimse inanamıyordu aslında geldiğimiz cenazenin Esat Beşok'un cenazesi olduğuna. Ölüm,elbette kimseye yakışmıyor ama hele ki genç olunca insanın içi daha fazla acıyor. Biriktireceği daha bir dolu anı olacakken,aramızdan ayrılması gerçekten de inanılası zor bir durum çünkü.
Ben,çok mutluyum böyle bir arkadaşım olduğu için. Böylesine yürekli bir adam tanıdığım için,hayatımda olduğu için,hayatında olduğum için...Tek bildiğim,tek diyebildiğim onu asla unutmayacağımdır.Ne güler yüzünü,ne güzel anılarımızı,ne kederimde uzattığı omuzu,ne paylaştığımız sırlarımızı asla ve asla unutmamam!
Her insanın ardından denemez bu diyeceğim laf ama bu onun için çok uygundur bence;Bir Esat Beşok geçti bu İzmir'den..Heybetiyle,yüreğiyle,insanlığıyla,delikanlılığıyla,adam gibi adamlığıyla.Ve şimdi gitti belki ama; bizlerin inanın çocuklarımıza,torunlarımıza dahi gün gelip anlatacağı karakterde bir yiğit,bir aslan,bir Boşnak oğlu!.....
Seni çok ama çokk sevdim!ve eksik bir yanım var sanki sen gittiğinden beri..Kiminle paylaşacağım sıkıntılarımı bilemiyorum..Kim beni anlar onu da bilemiyorum Eso!...
Bir melek gibi yine hepimizin yanında olacağına da eminim aslında. Şimdi tek dileğim;Allah anneciğine,kardeşine ve geride bıraktığın tüm gözü yaşlı sevenlerine dayanabilme kuvveti versin yokluğuna...Bu yokluğuna kelimesini yazarken bile içim acıyor ve yine yine yumru oturuyor boğazıma....
Mekanın cennet ona eminim..Ve inşallah birgün biryerlerde yine kavuşacağız canım benim..
O gülen yüzün gözlerimin önünde gitmiyor ve gitmesin de!..
Hakkım sana sonsuz helal!Sende helal et arkadaşım!Nur içinde uyu Boşnak oğlu!

18 Şubat 2011 Cuma

OLGUNLARIN TERCİH SEBEBİ ÇITIRLARIN DIRDIRI OLABİLİR Mİ?

Bugün bir gazetede yapılan bir araştırma çok ilgimi çekti. Gazeteci Merve Özaytekin, kendisinden 24 yaş küçük sevgilisiyle mutluluk sarhoşluğu yaşayan Manolya Onur ve yine kendisinden 12 yaş küçük sevgilisiyle yıllardır büyük aşk yaşayan Çiğdem Kayalı'nın ilişkilerini, evlilik ve ilişki terapisti Selin Karacehennem ve Profesör Dr. Kerem Doksat ile yaptığı röportajlarla masaya yatırmış. Açıkçası yıllardır ben de, bu konuyu o kadar çok masaya yatırmıştım ki, inanamazsınız. Hatta defalarca yakın kız arkadaşlarımla da aramızda bu konuyu konuştuk. Ne mi bulduk? Başlıkta da belirttiğim gibi, bazen "olgun kadınlarn tercih edilme sebebinin, erkeklerin yaşıtı olan çıtır kadınların dırdırlarından, kıskançlıklarından, özgüvensizliklerinden, erkek tarafına bir türlü güvenmeyen tavırlarından bıkıp usanması da olabilir" diye düşündüğüm oluyor.


Aşkın yaşı var mıdır? Bence aşkın yaşı, yaş sınırı yoktur. Aşk, bana göre nerede yakalayacağı asla belli olmayan "amansız", ama bir o kadar da "heyecan veren" bir mutluluk hastalığıdır. İşte bu hastalığın, sonunda sizden neler gider, ya da neler gelir size o bilinmiyor. Peki şimdi sizlere soruyorum, olgun bir adamla birlikte olup, sonrasında o olgun adamın antropozvari bir ruh haline girip, sizden daha genç bir kadınla, hatta bazen çocuğu yaşındaki genç bir kızla olması mıdır normal olan?
Bu işin baştan sona "kimya meselesi" olduğu bir gerçek. Kimin başına hayatı boyunca ne geleceği asla belli olmuyor! Hayatta her şey biz insanlar içindir. Şimdi, "Hangi kadın 'aman da aman, nerede bir çıtır var, bulsam da onunla aşk yaşasam' diyordur ki?" diyemeyeceğim. Ama maalesef, böyle kadınlar olduğunu da gördüm ben. Benim şu andaki sözlerim, tesadüfi bir şekilde hayatına genç bir adam giren kadınlara. Hiç hesapsız, plansız ve programsız. Genç bir erkekle olan olgun kadın üzülmeyecek mi? Elbette üzüleceği varsa kaderinde, üzülecektir.
Aldatılma riski derseniz, ne fark edecek sanki? Yaşıtı bir erkekle olunca asla aldatılma ihtimali yok mudur?
Aldatmak, ruhuna işlemişse erkekler her yaşta zaten aldatır. Genç erkeklerin, kendinden yaşça daha büyük kadınlara eğilimleri olduğu bir gerçek. Sebep birçok şey olabilir; tecrübe, hayata dair her şeyi rahatça konuşabilmek, kıskançlık krizlerinin sıfıra inmiş olma ihtimali (ki bu erkeği zaman zaman bence daha da cezp ediyor, çünkü alışık olunan bir durum değildir pek), olgun kadının ayakları yere basan hali, hayata dik duruşu. Peki olgun kadın genç erkekte ne buluyor olabilir? Buna da şöyle yorum getirdim kendimce: "Bu genç adamlar da çocuk değiller, demek ki abilerinden daha da "adam gibi" davranabilmeyi, bir kadını nasıl hoş tutmaları gerektiğini biliyorlar ki, seçilmişler" diye geçiriyorum aklımdan. Her şeyden evvel, 30'lu yaşları devirmeye başladığı andan itibaren, her kadın zaten artık hayattan ne beklediğini daha net belirlemiştir, ne istiyor aşk hayatı için, iş hayatı için, her şey beyninde oturmuştur. Kadın olmanın ne denli özel olduğunun bilincine varmıştır. Bakımına daha da fazla özen gösterir, ne zaman feminen, ne zaman masum olacağının bilincindedir. Ee, zaten hayat ona, bu yaşa gelene kadar muhakkak birçok tecrübe kazandırmıştır, acısı ve tatlısıyla.
Hani derler ya, birlikte yaşayınca "kaybetme korkusu vardır hep", ama bu iş evlilikle "son bulunca", ne yazık ki tapulu mala döner biraz iş... İşte bu da böyle bir şey, olgun ve güzel bir kadınla birlikte olan genç adam da bence eğer aşık olursa, kaybetme korkusu olacaktır. Çünkü bilir ki; birlikteliği süresince tanımış olduğu bu olgun, özgür ve emin kadının tepesi atarsa gider ve dönmez! Aslında bir o kadar da karşılıklı bir durumdur bu. Olgun kadın da kendinden daha genç olan bu erkeği zaman zaman kıskanacaktır. Hoş, yaşıtı bir adamla da birlikte olsa, belki onu da kıskanacaktı. Neticede iş özgüvende bitiyor aslında. Eğer ki, "Gün bugündür, gelecek yıllarda neler olur, ben şu andaki yaşadığım mutluluğa bakıyorum" diyebiliyorsa insan, işte o zaman sorun olacağını sanmıyorum. Dedim ya, ancak gün bugündür diyebiliyorsanız eğer.
Çünkü ister kadın büyük olsun, ister adam büyük olsun, eğer bu fark astronomik sınırlarda ise, yıllar sonra bir yerden patlak vereceği kanısındayım. Bu bir prototip midir? Evet, olmalıdır, "Keşke aşkın sınırlarını koyabilseydik" diyesim geliyor. Eğer huzuru bulduysa, kendini özel hissediyorsa, saygı ile bütünleşmişse bu aşk ve bir de bunların yanında, içinde daima yaşattığı bir çocuk varsa ve bu içindeki deli çocuk zaman zaman çok eğleniyorsa, keyif varsa yaşadığı ortamda; o zaman "Aşka boynumuz kıldan ince" demek düşüyor sanki bize. Bana göre; "Kal, gittiğin yerde mutlu ol." Kişi eğer önce kendisine, sonra ailesine vereceği hesap konusunda rahatsa, mutluysa, gerisi kimseyi alakadar etmez. Herkes, nasıl istiyorsa öyle mutlu olsun. Ama, her şeyin bir bedeli olduğunu da asla unutmasın.


Sağlığınız ve huzurunuz yerinde, sevdikleriniz dibinizde, paranız daima cebinizde olsun!




17 Şubat 2011 Perşembe

YARALI AMA GÜÇLÜ KADINA AŞIK OLAN ADAM!!!....







Daha evvel yazdığım yazım;”Yaralı ama güçlü kadınlar” adı altındaydı. Fakat,internet sayfamıza gelen ilginç bir okuyucu yorumu bana bir kere de olaya başka gözle bakmam gerektiğini hatırlattı.Bu gelen yorumda;”Sevgili Peri:)); yaralı ama güçlü kadına aşık olan bir erkek ne yapmalı?”diye yazıyordu.


Gerçekten de yazılarımı okuyanlar gayet iyi bilirler ki ben genellikle kadının gözünden,kaleme alırım hep yazılarımı.Erkeğin gözünden kaleme almış olduğum sadece bir adet yazım bulunmaktadır.

Onu da daha evvel facebook sayfamda paylaşmış bulunup,başıma gelmeyen kalmamıştı.Bilenler bilirler….

Bir başka sefer sanırım o yazımı da okumayanlar için koyacağım sitemize.

Şimdi gelelim asıl konumuza; bir kadın var hayatı zorluklar içinde, zamanında aşk nedir gayet iyi bilmiş, tanımış, içine sindire sindire yaşamış olan.

Bu kadın öyle bir kadın ki üzerine ki sorumluluklar artık zaman zaman omuzlarını acıtacak kadar ağır geliyor ona….

Ama her yaşadığından genede mutlu olabilecek bir pay çıkartabilmiş,hayatla barışmış,acıyı özümsemiş,dertlerin en büyüğünün sağlık sorunu ya da ölüm olduğunun bilincine varmış bir kadın var….

Bir de bu kadına aşık bir adam mı var?.....

Bu adamın yapması gereken en önemli şey elbette ki,bu yaralı ama güçlü kadının özüne inebilmek,onu sindirmek olacaktır içine.Yaşantısını,sorumluluklarını,acısını,kederini,gözyaşlarını gerekirse silebilmektir.Bunlarla başlar güven köprüleri kurulmaya bence ilişkide…


Kendimi Güzin abla gibi hissettiğim bu yazımda gerçekten de sanki tek bir okuyucuma seslenir gibi hissediyor olsam da, muhakkak bu gibi başka kişilere de kılavuz olabiliyorumdur diye düşünüyorum.


her şeyden önemlisi, zordur taşıyabilmek "güçlü kadını" aslında.


Çünkü güçlü kadın bir çok ortamda genellikle hakimdir konuya, atmosferi aydınlatır enerjisiyle…


Her erkek bunu kaldıramayabilir,bana göre kendinden son derece emin bir adam ise böyle bir kadını ancak taşıyabilir. Çünkü,rahatsızlık duyan erkek aslında kendi olmak istediğinin ama olamadığının dişi halini karşısında görüyor olmaya tahammül edememektedir.


İşte bu noktada,çevremdende gördüğüm tecrübelere dayanarak şunu söyleyebilirim ki,o tarz erkekler genellikle aşıkta olsa o güçlü kadına,yaralı oluşunu da hiçe sayarak devamlı suretle ezme çabasına girerler.Arkadaş topluluğunda,ev içinde veya kısaca her yerde diyebiliriz.


Çünkü amaç;kadını komplekse sokmaktır.Hazmedemezler bir kadının ondan bile daha dik durabilmesini,ayakları üzerinde durup sendelese bile düşmemesini,olur ya düşse bile yeniden ayağa kalkabilmesini!...


Kimi erkek başarılı olur bu konuda,çünkü o’ güçlü kadın belki de ayakları yerden kesilmiş o’ aşık adama,onun ona aşık olduğundan daha da fazla aşıktır….


Kadın erkeğini bir geyşa misali dinler hep,saygı duyar fikirlerine çünkü..


Ve işte o zaman;o güçlü kadın maalesef o’ olmaktan çıkar!....


Benliğini,kimliğini kaybetmekte olduğu anlara girer…..


Her birey ister kadın,ister erkek adı üzerinde birer bireydir.


Ayrı aile,ayrı yetiştirilme tarzı,ayrı kültür,hayatla ayrı başa çıkabilme yeteneği olunca,nasıl olur da müsaade edilsin kimlik kaybına!neden???...


Peki ya kaybedilecebilecekler?


Kariyer?iş ortamı?arkadaşlar?öne gelen imkanlar?.....................






YARALI AMA GÜÇLÜ KADINLAR

Bugün bir kız arkadaşım bana;Peri aşık olmak istiyorum dedi..Aday var mı dediğimde; var ama korkuyorum dedi…Gene aynı şeyleri yaşamaktan korkuyorum dedi.Ben de ona cevabımı buradan yapacağımı söyledim. O’ şimdi sabah sayfasını açtığında bu yazıyı bulacak….



YARALI AMA GÜÇLÜ KADINLAR!...


İşte ne güzel bir histir o güçlü olmak, olabilmek. Her türlü sıkıntıyla bir başına mücadele edebilmek. Kimseye müdana etmeden, savaşıp durmak bu hayatın çıkarttığı her türlü sınavdan devamlı 10 alabilmek için çırpınmak…


Karşıdan ne denli sağlam görünürüz biz güçlü kadınlar, yıkılmaz bir duvar misali. Hiç gözyaşı dökmezmiş, kimse onu üzemezmiş, bu da geçer edasıyla…


Suyun yolunu elbet bulacağını bekleyerek dimdik durur güçlü kadınlar!.


Durur durur da akşam olup evine gelip başını yastığına koyduğu anlarda başlar muhakemesi; savaşıyla,duruşuyla,kayıplarıyla,kazandıklarıyla baş başa kalır işte o anda.


Kimi sevmiş aldanmış,kimi belki kıymet bilememişti,Kimi yıllarını vermiş ama şimdi bir başına kalmıştır.Kimi belki de ne umutlarıyla başladığı aşkına hüsranla baka kalmıştır bu kadınların.Ama yine güçlü dururlar fakat bu kez; “YARALI VE GÜÇLÜ KADINLAR” dır onlar.


Korkarlar içten içe ama asla çaktırmamaya çalışırlar. Çünkü eğer fark edilirse duruşlarından taviz verilir ve kayıpları başlar diye düşünürler belki de…


Aşık olmaktan korkar en çok bu kadınlar..Yine yine yeniden aynı şeyleri yaşamak korkutur onları.O’ dimdik duran bedenlerinin içindeki çocuk kalmıştır ellerinde hayata tutunabilmek için.Ama o’ çocuk hassastır,yaralıdır çok……


Bir de öyle tuhaf bir şeydir ki aşk..İnsanın adrenalin düzeyini arttırınca ikiye ayrılır sanki beden.Bir yanı serbest bırakmak niyetindedir duygularını,bir yanı da derki; dur!!!geçmişte yaşadıklarını sakın unutma!Ya gene aynılarını yaşarsan? Der.


Ama, bilinen bir şey de vardır ki, bu korkuyla yaşanmaz sevgili arkadaşım:)


Hayatın 3 günden ibaret olduğunu, kontratımızın da olmadığını da düşünürsek yürek sesine de kulak vermeliyiz biz YARALI AMA GÜÇLÜ KADINLAR…


Üzülürsem korkusuyla yaşanmaz! Unutmamalısın ki yaralı da olsak birer birer hepimiz hep güçlüyüz.Ayrıca o yaralar da bizi ayakta tutuyor zaten bunu sakın unutma arkadaşım..


Aşk var mıdır yok mudur bu konuda ki fikirlerimi ayrıca ara ara zaten paylaşıyorum yazılarımda.


Fakat yılların sana açtığı yaralarına pomat olacak bir adamsa bu adam eğer, al hayatına derim ben:)


Unutma;biz ne savaşlar gördük bunlar bize tatbikat…:)


Ha baktık gene darbe gene darbe; o zaman sen,SENSİZLİKLE CEZALANDIRIRSIN o’ adamı olur biter.Yine ayağa kalkıp,dimdik yola devam edersin bundan eminim ben….Çünkü bizler güçlü kadınlarız!!!!....


11 Şubat 2011 Cuma

ÇÜRÜK ELMA YARIM ELMA! AMAN GÖNÜL ALMA!...

ÇÜRÜK ELMA! YARIM ELMA! AMAN GÖNÜL ALMA!



Kadınlar için ağaçtaki elma gibidir derler. Doğrudur. En iyileri en üst dallarda bulunur.


Erkeklerin çoğu düşüp incinmekten korktukları için, üst dallara uzanmak istemezler. Onun yerine yere düşmüş çürükleri toplarlar, çünkü onları elde etmek daha kolaydır. Yukarıdaki elmalar ise kendilerinde ararlar suçu ve sorarlar kendilerine “Nerede hata yapıyorum” diye. Uzun seneler evvel bana birisi bunu söylemişti. Ne kadar da doğru bir tez olduğuna yaşım ilerledikçe çok daha emin oldum aslında. Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşımın facebook statüsünde yine bu anlamlı ve doğru kelimeleri okuduğum zaman, "kesinlikle son yazım için feyz aldığımı" söyledim.
Biz kadınların kendi kendimize sorduğumuz binlerce soru vardır hayatımız boyunca. En çok soruyu da kesinlikle, tercihini bizden yana kullanmaktan vazgeçen sevgilimizin, eşimizin ardından sorarız. Ya da bakarız etrafımıza, nerede ruhunda hin duygular barındıran, eli işte gözü oynaşta ve bir o kadar da basit görünüme sahip kadın var. İşte yanında bir bakarsınız ki ona deli gibi aşık olan, cemiyet hayatında saygı duyulan, efendi, hatta bazen yakışıklı, sevgi dolu, tutkulu bir adam var. Adam ne geçmişine bakar bu kadının, ne onunla birlikteyken yediği haltlara. Alır onu, bir prenses haline getiriverir. Hatta ben, çevremde bile o kadar çok rastladım ki böylelerine, selam vermediğiniz kadınlarla gün gelir aynı masada yemek yemek zorunda kaldığınızı bile görürsünüz. Çünkü o kadın artık sizin çevrenizden biri haline gelmiştir.
Neyse aslında bu apayrı bir hikaye. Böyle külkedisi masallarıyla değil benim işim. Elbet herkes seçiminde özgürdür, mutlu olsun kim kiminle olmak istiyorsa. Ama kimi kadınlar vardır, ayakları dimdik basan, güçlü, hayata karşı sapasağlam yürüyebilen. İşte o kadınlar genellikle ağaçların tepelerinde yer alan elmalardandır. Yani ulaşılması zor olanlarıdır. Erkekler ki, "Armut piş ağzıma düş" misali hayatı sevdiklerinden olsa gerek, yukarıdaki elmaları tercih etmezler genellikle. Çünkü hazır düşmüş olanları vardır zaten önlerinde. İşte bu sebeple hep yukarıdaki elmalar soruyoruz "Neden?" diye, suç arıyoruz daima kendimizde. Hatta eminim "Benim neyim eksik " diye soranımız bile vardır. İşte tüm kadınlar aslında bu yazıyı alıp buzdolabına mı asar, kapısına mı asar bilemem ama, mümkünse ezberlesin, içine sindirsin iyice.
Yukarıdaki elmaların hiçbir zaman suçu ya da hatası yoktur. Tek "şansları" yukarıda olmalarıdır aslında. Çünkü mücadeleyi sevmeyen adam, zaten yukarıdaki bir elmayı mutlu edemez ki. Yukarıdaki elmalar ağırdır, taşıyabilmek yürek ister. Bunun bilincine varmış bir kadın, zaten hayatının sonuna kadar yukarıdaki elmalara uzanan erkeğin neden onu değil de yere düşmüş çürükleri aldığının muhakemesini yapmayacaktır beyninde. Çünkü o kadın zaten her şeyi çözmüş olup, seçilmeyi bekleyip, karaları bağlamak yerine hep seçen olarak yaşayacaktır.

30 Kasım 2010 Salı

AYAKLAR BAŞ,BAŞLAR AYAK OLDU ARTIK

AYAKLAR BAŞ, BAŞLAR AYAK OLDU ARTIK
Eski,çocukluk yıllarımla şimdiki yılları karşılaştırınca ne çok değişti. Arkadaşlıklar, ilişkiler, aşka saygı, çocuk yetiştirilmesi, büyüklere saygı, topluma saygı ve daha niceleri.
Şimdi ayaklar baş, başlar ayak oldu artık. Değer yargıları sıfıra iniyor her konuda. Öyle ki, ailenin soyu sopu, kökleri nerelerden olduğu gözetmeksizin her cebini dolduran (kara veya ak para), magazin dünyasında "cemiyet hayatı" diye tabir edilen aleme dalabiliyor. Bir sürü imkan dahilinde;

*Zengin bir koca veya eş (iç güveysi durumundan hallice), zengin ve magazinsel bir sevgili ile gazetelerde boy göstererek tanınmak şartı ile, sonrasında bir başka yağlı kapıya dadanmak. Ya da diğerinin kafasını kopartmak. İşte şimdiki devrin aşkları bu mu oluyor? Aşk bu mu şimdi! Kocalar boynuzluyor, kadınlar da boynuzlayabiliyor hatta.... Geçen yazılarımda da yazdığım gibi sapkın ilişkiler vb. Aldatan kocanın aldatıyor olması bir sorun teşkil etmiyor... Çünkü kocanın görevi zaten çalışmak ve eve para getirmek. Çünkü marka almak lazım, sosyeteyle yarışmak lazım ya da sosyete gibi yaşamaya çalışmak lazım. Artık zaten yüz sene olmuş evleneli. Koca, özelinde ne hali varsa görsün aslında, tapulu mal durumu, yıllardır süren bir evlilik, ee bir de çocuklar da var garanti babında. Sıkını yok. Ya da bir çocuk peydahlamak zengin sevgiliden gibi gibi bir dolu plan ,proje ilişkisi, beyinde belirtilen koordinatlar dahilinde stratejik hareketlerle yol almak.
Kızım ilkokula başladığı zaman okulun ilk haftasında bana gelip,"Anneciğim senin Prada marka çantan var mı?" diye sorduğu anda başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. “Kızım sen nereden duydun Prada'yı?” dedim. Bilmem servis aracındaki yanımda oturan kız arkadaşım sordu dedi. Onun annesi Prada giyermiş seni sordu bana dedi. Dikkatinizi çekmek istiyorum o sırada sanırım 4,5 -5 yaşındaydı. Ben o anda kızıma nasıl bir konuşma yaptığımı şu anda oturup buradan yazmayacağım, ama gereken mesajı şükür ki anlamıştı ve umarım değişmez. Çok defa bunu düşündüm ve dedim ki; demek bu aile veya aileler çocuklarının önünde şöyle diyalog yaşıyor;

-Kocacım bak Prada çanta aldım.

-Karıcım aaa ne banelsin bu ara herkes Gucci alıyor (markaları inanın bana atıyorum lafın gelişi, takip etmem fazla bu işleri çünkü)

Eeee o sırada Barbie oynayan kız çocuğu kulak misafiri oluyor ister istemez diyor ki;

-Hımmmm... demek bunlar moda, ben öğreneyim bari iyice okulda hava atarım.
Ülkemizde inanılmaz başarılı modacılarımız varken, genellikle çoğu yurt dışından almayı tercih ediyor. İtalyan veya Fransız modacılar tercih sebebi. Hatta gidip bazı markaları yurt dışından alıp sonrasında geldiklerinde NY'dan alışveriş yaptım diye caka sattıkları anlarda, bir anda “made in Turkey” yazısını görüp şoka girenleri de bilirim... Neler üretiliyor oysa ülkemizdeki tekstil fabrikalarında ve yurtdışına yollanıyor. Bununla gurur duymaları gerekirken.
Bu kadar konuşuyorum da ben hiç mi marka giymem? Elbette giyerim, severim de ama saplantım yoktur asla. Zamanında ailemden her şeyin en güzelini, en kalitelisini dozunda gördüm çok şükür. Hazmetmek o denli önemli ki bence. Bu tarz insanlarda maalesef hazım bozukluğu olduğu kanısındayım. Bazı tanıdıklarım var ve ben sohbetlerine bazen tahammül edemiyorum. Sebebi; ayakkabı alırsam "Christian Louboutin" alırım, valla başka giyemiyorum topuklarımı acıtıyor diğer markalar” Eeee be kadın evlenmeden önce ne giyiyordun sen baba evindeyken? Bilmiyor muyuz sanki be kardeşim. Komik valla ya.
Bundan uzun seneler evvel ismi lazım değil, hayatımda çok önem verdiğim bir arkadaşım vardı. Özünde çok iyiydi ancak, tek kusuru maalesef aileden kaynaklanıyor olsa gerek (parayı sonradan bulmuşlardı çünkü) fazlasıyla marka düşkünü oluşuydu. Marka olmayan bir şeyi asla giymezdi, kınardı falan insanları. Ben bu işe gıcık olurdum içten içe. Bir gün ona bir ders vermeye karar verdim ve özel olarak pazara gittim. Kendisine hediye olarak, şu anda anımsamıyorum ama dünyaca tanınan bir markanın birebir taklidi bir sweat-shirt aldım. Bir güzel paket yaptım ve ona verdim.
Size yemin ediyorum koca yaz ne zaman karşılaşsak neredeyse her defasında üzerinde o pazardan aldığım kıyafet vardı, marka ya üzerinden çıkartmadı. 2-3 sene sonra ona gerçeği itiraf ettiğimde yüzünü görmenizi isterdim. Önce biraz kızdı bana ama sonra kendi haline gülmeye başladı ve bir daha asla marka saplantısı olmadı. Çünkü anladı ki insanın aslında kendi özgüveni, duruşudur önemli olan. Hani derler ya sen asilsen çuval giysen de yakışır.

Sağlığınız, huzurunuz yerinde, sevdikleriniz dibinizde, paranız cebinizde olsun.

23 Kasım 2010 Salı

BABALAR VE KIZLARI (Alıntıdır)Ama muhteşemdir!:(

DOĞDUĞUN GÜN
BABA: Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Ne kadar
güzel gülümsüyor. Hoşgeldin Dünya''''ma minik prensesim
MİNİK PRENSESİ: Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.

5 YAŞINDA
BABA:Prensesim benim, güzel minik prensesim.
Söyle bakalım baban sana ne alsın?
MİNİK PRENSESİ: En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep
benimle uyusun, başkasını sevmesin.

10 YAŞINDA
BABA:Gittikçe yaramaz oluyor, kime cekti bu kız?
Onunla zaman geçirmeye bayılıyorum.
MİNİK PRENSESİ:Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi bir erkekle
evleneceğim. Onunla zaman geçirmeye bayılıyorum.

15 YAŞINDA
BABA:Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu
gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
MİNİK PRENSESİ: Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit
geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür
olacağım?

20 YAŞINDA
BABA:Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da
kazanmaya başladı ya, bana ihtiyaci kalmadı tabi. Uzun zamandır tatlı
bir-iki laf geçmedi aramızda. Zaten evi de sürekli erkekler arıyor.
Galiba Minik prensesim elden gidiyor.
MİNİK PRENSESİ: Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. Hele geçen
gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli?
Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım.
Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!

25 YAŞINDA
BABA:Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor.. Zaten aramız
eskisi gibi değildi. Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.
MİNİK PRENSESİ: Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne
lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden
yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o.

30 YAŞINDA
BABA: Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem
torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize
gelemiyorlar ki...
MİNİK PRENSESİ: Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok
üzgün geldi sesi. Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.





40 YAŞINDA
BABA: Minik prensesim benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona
göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben
yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni
beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
MİNİK PRENSESİ: Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. Sürekli bir
şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya ona
bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.

45 YAŞINDA
BABA: Minik prensesimin mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada
gitmeyeceğim.Her şeyi kendi başardı. Onunla çok gurur duyuyorum.
MİNİK PRENSESİ: Babam icin çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır
değilim.İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah''''ım onu benden alma!





50 YAŞINDA
BABA: Hiç bir zaman seni ne kadar çok sevdiğimi unutma Minik prensesim! Ne
kadar uzağada gitsem hep seni gözlüyor ve koruyor olacağım.Elveda Minik
prensesim.
MİNİK PRENSESİ: Beni sensiz bırakamazsın baba.
Ben kimin omuzlarında ağlayacağım,
kim tüm kalbiyle koşacak yardımıma?
Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol.
Ve hep yanımda olduğunu hissettir.
Sensiz ne yapacağımı bilmiyorum ben baba ?



55 YAŞINDA
KRALI ARTIK UZAKLARDA OLAN MİNİK PRENSES:
Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. Keşke seni hiç üzmeseydim
diyemiyorum, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorum.
Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni çok sevdiğimi asla unutma baba...
SENİ ÇOK ÖZLÜYORUM BABACIĞIM, SENİ ÇOK ÖZLÜYORUM..

22 Kasım 2010 Pazartesi

BİRKAÇ BARDAK VOTKADAN SONRA HATIRLANAN SEVGİLİLER!

BİR KAÇ BARDAK VOTKADAN SONRA HATIRLANAN SEVGİLİLER!

Özellikle biz kızların arasında daha yaygın olduğunu düşünüyorum bu durumun. Hayatınızda birisi vardır; ya sabittir,ya da on&off süren bir ilişki içerisindesinizdir belkide.
Ya da hayatınızda aslında olmaması gerektiğini bilir, ancak karşı koyamazsınız. Bu muhtemel durum bir kaç bardak votkadan sonra olur genellikle...
Alırsınız telefonunuzu ve içinizde biriktirdiğiniz ne varsa,o anda mesaj bombardmanı başlatırsınız adama!....
Aslında bilirsiniz o mesaj atılmamalıdır,ya da mesajlar.....
İşte alkol bu ya şişede durduğu gibi durmaz!... Sarhoş değilsiniz,gayet bilinçlisiniz... Ancak, irade malesef zayıflamış durumdadır.
Ya da dedim ya birikim vardır,belki de özlem,belki de kin belki nefret..... Belkiler silsilesi gece boyu hatta belki de sabaha dek devam eder mesajlarla....
Cevap gelirse hemen size o zaman güzel.... Peki bir de cevap gelmezse?.....
İşte o zaman eğlenceye devam edersiniz,evinize gider uyursunuz bir güzel.. Fakat sabah uyandığınız vakit aklınıza yolladığınız mesaj ve alamadığınız cevap gelince duyduğunuz pişmanlık!....Bazen bunun diğer kendine moral verme taktiği de ,gündüz vakti yine bir mesaj çekip;"ya başkasına çekeceğime sana mesaj çekmişim kusura bakma" demektir....Bu iğrenç bir avunma yönetimidir:)
Neyse gece gelmeyen cevap....Sabah uyanınca duyulan pişmanlık ve....Off işte o zaman çok fena.. Hemen kız arkadaşlardan en yakın olan aranır ve şöyle bir konuşma yaşanır genellikle;


Kızım ben dün gece çok fena bişey yaptım...
Ne oldu?
Çıkmıştık akşam ve 2 votka tonik içtim,aklıma geldi o adi adam (adam adidir artık çünkü cevap gelmemiştir)ve ben mesaj attım ona yaa!....
Off be kızım ah ya ben olsaydım yanında attırmazdım. (bu arada o olsada zaten kafaya koyulursa mesaj atılır zaten,gerekirse gizli atılır)
eee cevap geldi mi?
Sorma kızım cevap gelmedi,kimbilir ne halt yiyordur zaten.Aman be ben akıllanmam kızım ama artık bu sondur bir daha asla olmayacak böyle bişey söz veriyorum. Kıymetimi bilecem artık.
Tabi ya sen kim,o kim kızım kendine gel Allah aşkına ya..Allah'ın kırosu zaten.Haketmiyor seni

Bu arada,cevap gelmiş olsaydı adamdan hepimiz biliyoruz ki, durum başka olacaktı. Demin yazdığım diyalog "ah ne şeker cevap yazmış bak ya diyerek "belki de mesaj tekrar tekrar yüzümüzde gevrek gevrek bir sırıtma ifadesiyle okunacak,hatta okunmaya doyulamayacaktır....
Biz bayanlar da yapmıyoruz bunu aslında sadece,erkekler de yapıyorlar. Bunu,yakın erkek arkadaşlarımdan gayet iyi biliyorum....Hatta mesajla yetinmeyip,aramalar,belki de kapıya dayanmalara dahi şahit olduk arkadaşlarımızdan.Veya kızın gittiği mekana gidip karşısına dikilemelere kadar abartanlar da oluyor elbet...
Bu işe son çözüm olarak tek bişey geliyor aklıma o da; birinci bardaktan sonra,irade zayıflama belirtileri sinyali verince,hemen cep telefonu yakınlarımızdaki yakın arkadaşımıza teslim edilecek,özellikle de "telefonumu senden istersem, bana sakın verme" diye özellikle tembih edilecek....
Ahh kızlar ahh hiç adam olmayız malesef. Biz bu affedici halimizden,kin tutmayan tavırlarımızdan vazgeçmediğimiz sürece emin olun hep böyle mesaj pişmanlıkları yaşamaya devam ederiz..


Sağlığınız ve huzurunuz yerinde,sevdikleriniz dibinizde,paranız ve CEP TELEFONUNUZ daima cebinizde olsun:)))))

KADININ SALAĞA YATANI MI?, GERÇEKTEN SALAK OLANI MI ?, YOKSA AKILLISI MI MAKBÜLDÜR

KADININ SALAĞA YATANI MI?, GERÇEKTEN SALAK OLANI MI ?, YOKSA AKILLISI MI MAKBÜLDÜR?
SALAK KADIN=MUTLU KADIN
SALAĞA YATAN KADIN= ESKİSİNDEN DAHA MUTLU OLACAK KADIN AKILLI KADIN=MUTSUZ KADIN

Bakar bakar dururum etrafıma yıllardır,gözlemlerim ilişkileri hep. Hatta sorguladım kendi ilişkilerimi de yıllar boyu...
Ben kendimi biliyorum.Yapımı gayet iyi farkındayım aslında.
Ben eskiden böyle değildim belki, ama son yıllarda daha da asiyim,daha düşkünüm özgürlüğüme....
Hem insan istiyor hayatında birisi olsun "mutlu olmak bizim de hakkımız değil mi Orhan baba hesabı:)"
Ama sonra da o kadar alışmışız ki tek başımıza ayakta durmaya,o kadar alışmışız ki her karşımıza çıkan kapıyı yardımsız açmaya!.... O sebeple bizim gibileri taşıması zordur!....
O kadar eminiz ki yalnız olmak bize tık demez!..
Kolay da olmuyor zaten birilerinin bizlere gelip de yaklaşabilmesi... Adamlar bilmezler ki aslında biz gibi kadınlar ilgiyi severler,şefkati severler belki de bazen kedi gibidirler.. Bazen de kaplan gibi tehlikeli de olabilir miyiz acaba??.....
Zaten, bir geçek var ki; seçilen olmaz asla bizler gibi kadınlar,daima seçerler.... Bunu zaten daha evvelki yazımda dile getirmiştim hatırlarsanız.
Doğruyu mu seçerler?.....
yakışanı mı seçerler hep? orası tartışılır elbet.....
O an frekans o denli mühimdir ki,yaralı ama güçlü kadınlar sadece o andaki frekansa bakarlar.... O' az tutan ince frekansa bakarlar....
Şimdi benim sorguladığım durum başlıkta da sorduğum soru..... "kadının hangisi makbüldür?"

1. kadınımız akıllıdır. Herşeyi, tabiri caizse çakozlar. Aldatılıyorsa ilişkisinde anında uyanır; ya tırnaklarını çıkartır, ya da vampir dişlerini çıkartır...
Zaten o ilişkisi genelde uzun sürmez. Süremez,tahammül edemez çünkü salak yerine konmaya.
Mesela; flört döneminin başlangıcında bile olabilirler o da farketmez...
Bir mekanda gayet güzel eğlenirlerken adamın başka bir kız arkadaşı gelir,adam iki kadını tanıştırabilir bile. Çünkü yok ya çekinecek bir durum (tipik pişkin adam) Sonra esas kadına der ki ; "ben sen buradayken çok huzursuzum işimle ilgilenemiyorum hayatım,seni eve bıraksam? bende biraz işlerime bakayım,sonra evime geçerim ve seni ararım zaten"
İşte 1. KADIN orda ; ya kıyameti kopartacak "yahu alnımda salak mı yazıyor benim? ben farkında değil miyim bu sözde arkadaşın olarak masamıza gelen kadının geldiğinden beri beni evime yollamaya çalıştığını anlamıyor muyum sanki?" diyecek...
Mekan terk edilerek ,bir daha asla telefonlara cevap verilmeden,olayın üstüne su içilecek.......

Ya da 2. KADIN KARAKTERİ VAR "evet haklısın bende farketmiştim zaten,tamam canım. Sen hallet işlerini eve geçince ararsın. Yarın birşeyler yaparız,hiç sorun değil" der. Şimdiiiiiiii, bunu gerçekten herşeyi farkında olup da yapan kadın,aslında dişlerini hemen göstermek istemeyen,bir son şansı da hakkediyor,bu sefer ciyaklama,cadılığın hemen anlaşılmasın telkiniyle " SALAĞA YATAN AKILLI KADIN" oluyor.

Ama bir de bunun gibi daha bir çok örnek verebileceğim durum söz konusu olduğunda;neler geliyor aklıma neler....
Gerçekten sanki sinirleri alınmış bir şekilde tuhafça davranışlar sergileyen kadınlarda var.... Mesela eşi tarafından binlerce,yüzbinlerce kez aldatılıyor olan ,cümle alemin konunun bilincinde olduğu,kadınında gayet net ve açık bilgi ve donanım sahibi olduğu ne ev kadınlarını da biliriz.
Onlar mı salaklar?......
Yoksa dişlerini gösterebilenler mi salak?....
Yoksa aslında akıllı olup da,salağa yatanlar mıdır en kıymet görecek olan?.....
Bilemedim gitti......
İtiraf ediyorum; "BEN, SALAĞA YATANLARDANIM ARTIK!....." Ama kısa dönem dayanabilirim ondan eminim.
Bunun sebebi ise,aslında ben biraz dalga geçmek istiyorum sanırım karşımdakinle...Bırakacağım bundan sonra,beni salak sansınlar. Ben güleceğim arkasından gelecekteki sevgilimin.

Sonra birde birşeyi daha öğrendim ki artık,asla bir erkeğe "ben hallederim,ben yaparım kendi işimi gerek yok ya" denmeyecek!
Çünkü adamlar bir ampulü bile dahi takarken mutlu olabiliyor "vay be ben ne erkeğim hesabı".....
Demek ki artık "bırak ben değiştiririm ampulu bile demek yok!"....
Kısacası diyeceğim şudur ki;
"Maç mı var hayatım?, toplantın mı var?,işlerin çok mu yoğundu?, çalıştığın için mi cebin kapalıydı?, hay Allah demek babaannen hastalandı?hayatım ben bilemedim ampülü patladı evin yardımcı olur musun?" gibi cümlelerini ince ince içimizden gülerek de olsa daha sık kullanacağız...


Sağlığınız ve salaklığınız daima yerinde olsun!!Zaten o zaman huzurunuz da olacaktır:))